Dün cüzdanımdaki paraların tümünü kahve almaya harcadım!!!!!!!! Cidden. Bak inan bana sevgili günlük, valla harcadım diyorum. Dur dur, pişmiş kahve değil tabi, kuru kahve. Kahve pişirmeyi yeni öğrendim ya! Artık ablam bu yaz her akşam kahve içmek zorunda, ne yapalım kardeşi kahve pişirme deneyimi edinsin!
Aslında kahve o kadar da pahalı değildi. Benim cüzdanımda az para kalmıştı.Tam 10 tl kalmıştı! Onu kahveye verdim. İnanabiliyor musun sevgili günlük, o son paralarım ne kadar değerli oluyor biliyorsun dimi? Bunları neden sana söylüyorum, çünkü ablama anlatsam "Anlatma da kahve boğazımızdan aşağı insin" der. Nasıl yani ben konuşurken kahve öylece boğazında mı kalıyor?!?! Anlamadım gitti. O zaman ablam boğulur eyvahhh! Neyse ben de dedim sana anlatayım. Ama ablam bunları okursa öyle bir sinirlenir ki, sakinleşmesi için hemen akik taşını getirmek zorunda kalırım. Ablam akik taşının sakinleştirici etkisini öğreneli beri, sinirlendi mi hemen akik taşını alır eline sakinler. Yani şöyle;
-Iıııh! (Ablam sinirlenince böyle yazıya geçirebileceğim, hani karetecilere benzeyen sesler çıkarır) Akik taşımı verinnn, Aslı akik taşımı getir çabuuuuk! Aslı şimdi kafana indiricem bak çok sinirlendim sinirim artıyo! Bana akik taşını vermezsen bir öfke bombasına dönüşebilirim! Akik taşımı verin, verin, verin ça... Ohhhh! (Ablama akik taşını verince buna benzer bir ses çıkarır. Hayır canım, akik taşı değil ablam çıkarıyor bu sesi)
Böyle bir şey olabilir.
Ay neyse!
Bu arada yalan gibi olmasın, cebimdeki tek para 10 tl değildi. İki tane 1 tl'em ve kuruşşlarım vardı. Elliler, yirmi beşler, beşler ve onlar. Onlar mı kim? Tabii ki de cüzdan cüceleri!
Ablaların asla harçlık vermediğini biliyor muydunuz? Eğer ablanızla aynı evde yaşıyorsanız ve anne-babanız aynı işte çalışıp, yurtdışına her biri aylar süren iş gezilerine çıkmak zorundaysa, o zaman yandınız demektir! Çünkü anne-babanızın uzuun sürede bir posta ile gönderdiği paradan kendi payınızdakilerden aşırabildiklerinizle (Aşırabildiklerinizle diyorum çünkü ablalar onda sizin payınızın da olduğunu akıllarına bile getirmezler, akıllarına bir uğrasa bile uzaklaştırırlar.) ve anne-babanızın geldiklerinde verdikleri ufak bir miktarla yetinmek zorundasınızdır.
İşte böyle çocukların ceplerine cüzdan cüceleri yerleşir!Cüzdan cücelerinin amacı para üretmektir! Var olan paraları dilimleyip, özel yapıları sayesinde hamur gibi açarak gerçeğinden farksız bir para haline getirirler! Bir parayı dört paraya çevirebilirler! Bunlar hayal değil sevgili günlük, gerçekten! Yoksa düşünsene benim gibi bir çocuk, nasıl kendine en kalitelisinden bir fotoğraf makinesi alabilirdi? Cüzdan cücelerinin fotoğrafını çekmek istemedim, fotoğraf birinin eline geçerse bu kişi fotoğraftakilerin gerçek halini isteyebilir ve deneyimlerime göre cücelerime el koyarak onları bilim adamı bilim adamı, gazete bürosu gazete bürosu gezdirirler. Ve onları kesip biçebilirler, içlerindekileri görmek uğruna! Bir keresinde balkonda tamı taına 12 bacaklı bir tırtıl bulmuştum. Onu beslemiş ve onunla arkadaş olmuştum. Ona pek çok şey öğretmiştim ve annemlere göstermiştim. (O sırada annem ve babam İtalya gezisinden dönmüşlerdi) Babam onun yeni bir tür olduğunu söyleyip elimden almıştı, onu bir daha görmedim. Bir pazar sabahı gazetede (pazar sabahları gazete lıyorum. Ablam pazar günleri kahve içmeme izin veriyor. Ben de "12 bacaklı türün içinden PROF. DR. KOLGEZEN-BÖCEK BİLİMCİ'nin alyansı çıktı" diye bir altbaşlık görünce, tırtılıma yapacaklarını yaptıklarını anladım.
Ay konu gene nereye geldi dimi sevgili günlük!
İşin doğrusu cüzdan cücelerinden bahsediyorduk. Cüzdan cüceleri üzüme bayılır! Onlara her gün üzüm yediriyorum. Cebime attığım üzümler anında bitiyor. Üzüm biraz pahalı olsa da değmez mi günlük! Sonuç olarak günde yarım salkımdan fazla yemiyorlar.Ayrıca cebimdeki para dört katına çıkıyor her gün, çok mu?
Cüzdan cücelerinin cüzdanımda yaşşamasından o kadar memnunum ki! Arada bir cüzadanımda kıpırtılar hissetsem de alıştım artık.
Neyse günlük baybay! Gelişmelerden haberdar ederim.
22 Ağustos 2015 Cumartesi
2 Ağustos 2015 Pazar
Köşe
Bir gün telefon rehberimde, uzun zaman yoldaşlık ettiğimiz Ece Hanım'ın numarasına rastladım. Ece Hanım, oldukça iyi kalpli biriydi, yalnızca bir kötü alışkanlığı vardı; sigara içmek!
Ece Hanım'ın nur topu gibi iki yavrusu vardı. İsimleri; Ceren ve Yaren. Tatlı mı tatlı, her insanın sahip olmak isteyeceği gibi, oyunbaz, neşeli iki çocuklardı. Ece Hanım'ı ise sigara konusunda defalarca uyarsam da bir kâr etmiyordu.
Numarayı çevirdim, onun sesini duymak bana iyi gelmişti. Pazar günü ufak bir cemiyetleri olacakmış; yengesinin oğlunun nişanı. Bir aile apartmanında oturuyorlarmış, bodrum katı da oldukça genişmiş. Cemiyet burada olacakmış, davet etti. Hem de görüşmüş oluruz dedi defalarca, çok ısrar edince gitmeye karar verdim.
Cemiyet için gittiğimde hem bodrum katın, hem arka bahçenin, hem kapının önünün tıka basa dolu olduğunu gördüm. Gelinin babası ünlü bir iş adamıymış. Kızın annesiyle tanışıp, "Hayırlı Olsun" dileklerimi ilettim. Ece Hanım'la da onunla da, Ece Hanım'ın yengesiyle de sohbetimiz bayağı koyulaştı. Bu arada birlikte oynaşan Ceren ve Yaren'i arada sırada kucağıma otutturuyor, onları seviyordum.
Gecenin ilerleyen saatlerinde içecek ikramı yapıldı. Hemen arkasından bir grup insan kalacağı yere dönmeye başladı. Salon boşalınca ve bütün oyunları bitince, Ceren ve Yaren sıkılmaya başlamışlardı. Az sonra Ece Hanım da izin iseyip;
-Ben şu köşeye kadar gidip geleyim, dedi.
Ev halkı, bunun sigara içme saati olduğunu anlamışlarsa da, Ceren ve Yaren önceden hep gizlice sıvışıldığından bunun anlamını kavrayamamışlardı. Hem de canları sıkıldığıdan;
-Anne biz de gelelim biz de lütfen, dediler.
Ece Hanım kem küm ederek onları başından savmaya çalışsa da çocuklar ısrarcıydı. En sonunda,
-Olmaz, diye kestirip attı.
Çocuklar sıkılgan sıkılgan oturdular bir köşeye. Ben de neşelerini yerine getirmek için Yaren'e yanaştım ve ona dokunarak;
-Ebe, dedim.
Bu onların keyfini yerine getirmişti. Gülüşerek ve çığlık atarak birbirlerini ebeleyip durdular. Yorulunca, bir köşe iliştiler ve nefeslendiler.
Ece Hanım, sigarasını içmiş, kendi rahatsız olmasa da kokusu geçsin diye üzerine parfüm şişesini boca etmiş gelmişti. Annelerine bakınca ikisi de, akıllarında bir şimşek çakmış gibi birbirlerine baktılar. Sonra Ceren kalktı ve;
-Ben köşeye kadar gidip geliyorum, dedi gülerek ve Yaren de onu kapıya kadar geçirdi. Kalkıp baktığımda;
Ceren dışarı çıkıp azcık yürüyor ve sonra koşarak gülerek içeri giriyor. Bu sefer Yaren aynı şeyleri yapıyor. Beraber gülüşüyorlar.
Şok olmuş bir biçimde Ece Hanım'ı ve diğer yanımızda oturanları çağırdım. Ece Hanım, utanarak içeri kaçtı. İki çocuğun oynunu bölmek istemesem de, onlara uzaklaşmamalarını söyledim. Ancak onlar oyuna kendilerini o kadar kaptırmıştı ki, dinlemediler bile. Ben, mecburen köpeklerin geleceğini söylediğimde birden havlamalar birbirine karıştı. Ceren ve Yaren havlıyordu. Güçlükle onları oyunlarından vazgeçirip beraber içeri girdiğimizde, Ece Hanım hayatında belki de ilk defa sigarayı bırakmaktan bahsediyordu.
Ece Hanım'ın nur topu gibi iki yavrusu vardı. İsimleri; Ceren ve Yaren. Tatlı mı tatlı, her insanın sahip olmak isteyeceği gibi, oyunbaz, neşeli iki çocuklardı. Ece Hanım'ı ise sigara konusunda defalarca uyarsam da bir kâr etmiyordu.
Numarayı çevirdim, onun sesini duymak bana iyi gelmişti. Pazar günü ufak bir cemiyetleri olacakmış; yengesinin oğlunun nişanı. Bir aile apartmanında oturuyorlarmış, bodrum katı da oldukça genişmiş. Cemiyet burada olacakmış, davet etti. Hem de görüşmüş oluruz dedi defalarca, çok ısrar edince gitmeye karar verdim.
Cemiyet için gittiğimde hem bodrum katın, hem arka bahçenin, hem kapının önünün tıka basa dolu olduğunu gördüm. Gelinin babası ünlü bir iş adamıymış. Kızın annesiyle tanışıp, "Hayırlı Olsun" dileklerimi ilettim. Ece Hanım'la da onunla da, Ece Hanım'ın yengesiyle de sohbetimiz bayağı koyulaştı. Bu arada birlikte oynaşan Ceren ve Yaren'i arada sırada kucağıma otutturuyor, onları seviyordum.
Gecenin ilerleyen saatlerinde içecek ikramı yapıldı. Hemen arkasından bir grup insan kalacağı yere dönmeye başladı. Salon boşalınca ve bütün oyunları bitince, Ceren ve Yaren sıkılmaya başlamışlardı. Az sonra Ece Hanım da izin iseyip;
-Ben şu köşeye kadar gidip geleyim, dedi.
Ev halkı, bunun sigara içme saati olduğunu anlamışlarsa da, Ceren ve Yaren önceden hep gizlice sıvışıldığından bunun anlamını kavrayamamışlardı. Hem de canları sıkıldığıdan;
-Anne biz de gelelim biz de lütfen, dediler.
Ece Hanım kem küm ederek onları başından savmaya çalışsa da çocuklar ısrarcıydı. En sonunda,
-Olmaz, diye kestirip attı.
Çocuklar sıkılgan sıkılgan oturdular bir köşeye. Ben de neşelerini yerine getirmek için Yaren'e yanaştım ve ona dokunarak;
-Ebe, dedim.
Bu onların keyfini yerine getirmişti. Gülüşerek ve çığlık atarak birbirlerini ebeleyip durdular. Yorulunca, bir köşe iliştiler ve nefeslendiler.
Ece Hanım, sigarasını içmiş, kendi rahatsız olmasa da kokusu geçsin diye üzerine parfüm şişesini boca etmiş gelmişti. Annelerine bakınca ikisi de, akıllarında bir şimşek çakmış gibi birbirlerine baktılar. Sonra Ceren kalktı ve;
-Ben köşeye kadar gidip geliyorum, dedi gülerek ve Yaren de onu kapıya kadar geçirdi. Kalkıp baktığımda;
Ceren dışarı çıkıp azcık yürüyor ve sonra koşarak gülerek içeri giriyor. Bu sefer Yaren aynı şeyleri yapıyor. Beraber gülüşüyorlar.
Şok olmuş bir biçimde Ece Hanım'ı ve diğer yanımızda oturanları çağırdım. Ece Hanım, utanarak içeri kaçtı. İki çocuğun oynunu bölmek istemesem de, onlara uzaklaşmamalarını söyledim. Ancak onlar oyuna kendilerini o kadar kaptırmıştı ki, dinlemediler bile. Ben, mecburen köpeklerin geleceğini söylediğimde birden havlamalar birbirine karıştı. Ceren ve Yaren havlıyordu. Güçlükle onları oyunlarından vazgeçirip beraber içeri girdiğimizde, Ece Hanım hayatında belki de ilk defa sigarayı bırakmaktan bahsediyordu.
31 Temmuz 2015 Cuma
Ağlayan Çınar
Bir çınar görmüştüm ben, insanlar ona ağlayan çınar diyordu. O da gayet neşeli bir çınardı, fakat ağlıyordu. Ağlama sebebi çok... Yıllarca nice olaylar görmüş. Geçmişe yanmaya gerek yok... Derdi fakat, ağlıyordu. Yılların yorgunluğuyla, bir pınar fışkırmıştı çınarın kalbinden, o ağlamazdı, üzgün de değildi. Aslında her canlının kalbinde pınar vardır, diyordu. Önemli olan, açıkkalpli olmaktır. Bir canlının kalbinde herkese, herşeye yer vardır. Yeterki açsın kalbini. Ve böylece fışkırsın pınarları. Yaşlı çınar, tecrubeli ve bilgiliydi. Kalbini açmanın kolay bir şey olmadığını da biliyordu.
Çınar, yılların şahidiydi. İnsanlar, bir dile gelse, kim bilir neler anlatır, dese de, o dile gelmişti zaten. Yıllardan beri de öyleydi. Aslında tüm canlılar konuşuyordu. Ama insanların çoğu, dinlemeyi bilmiyordu ki!
Ağlayan çınarın bir de efsanesi vardı. Ona belki de bu efsane ağır geliyordu. Doğru olmadığını biliyordu çınar; o ağlamıyordu zaten! Ağaçlar konuşur elbette, ama ağlamazlar onlar! Ağaçlar mutludurlar, onları üzseler bile, kendi yaşamlarındaki ufak mutlulukları yeter onlara. Bir ağaç için en büyük acı ise terkedilmek! Kuşlar bile terkederse ağacı; Ağaç, son bir yaşama gücüyle bağlanır dünyaya. Ancak asla bir ağaç tamamen terk edilmez. Onların hep bir yoldaşı vardır, ağaçlar terk edilecek gibi canlılar değillerdir! Bir ağacı kesseler bile o ağaç ölmez aslında, insanlara yararlı olduğu için sevinir hatta.
Ağlayan çınar, yıllarca yaşamıştı. Belki yıllarca daha yaşayacaktı. Geçmişle gelecek arasında bir köprü olacaktı Geçmişin müjdesini bugüne, bugünün çağıltısını yarınlara ileterek, mutlu bir biçimde, kalbi herkese açık, anlayana seve seve anlatarak, yıllara direnerek... Daha yıllarca yaşayacaktı. Evet evet, bu onun için büyük bir mutluluktu.
İşin doğrusu, çınardan ilk defa farklı bir biçimde bahsetmek, bana da iyi geldi. Çünkü, dallarıma konan kuşlara, yanıma gelen ve dinlemesini bilen insanlara, yakınımdan geçen kedilere, köpeklere,üzerime yuva yapmış kumrulara, hatta dibimde biten muştulu bir ota anlatırdım hep onu, anlatırken de elbette ondan "ben" diye bahsederdim...
Çınar, yılların şahidiydi. İnsanlar, bir dile gelse, kim bilir neler anlatır, dese de, o dile gelmişti zaten. Yıllardan beri de öyleydi. Aslında tüm canlılar konuşuyordu. Ama insanların çoğu, dinlemeyi bilmiyordu ki!
Ağlayan çınarın bir de efsanesi vardı. Ona belki de bu efsane ağır geliyordu. Doğru olmadığını biliyordu çınar; o ağlamıyordu zaten! Ağaçlar konuşur elbette, ama ağlamazlar onlar! Ağaçlar mutludurlar, onları üzseler bile, kendi yaşamlarındaki ufak mutlulukları yeter onlara. Bir ağaç için en büyük acı ise terkedilmek! Kuşlar bile terkederse ağacı; Ağaç, son bir yaşama gücüyle bağlanır dünyaya. Ancak asla bir ağaç tamamen terk edilmez. Onların hep bir yoldaşı vardır, ağaçlar terk edilecek gibi canlılar değillerdir! Bir ağacı kesseler bile o ağaç ölmez aslında, insanlara yararlı olduğu için sevinir hatta.
Ağlayan çınar, yıllarca yaşamıştı. Belki yıllarca daha yaşayacaktı. Geçmişle gelecek arasında bir köprü olacaktı Geçmişin müjdesini bugüne, bugünün çağıltısını yarınlara ileterek, mutlu bir biçimde, kalbi herkese açık, anlayana seve seve anlatarak, yıllara direnerek... Daha yıllarca yaşayacaktı. Evet evet, bu onun için büyük bir mutluluktu.
İşin doğrusu, çınardan ilk defa farklı bir biçimde bahsetmek, bana da iyi geldi. Çünkü, dallarıma konan kuşlara, yanıma gelen ve dinlemesini bilen insanlara, yakınımdan geçen kedilere, köpeklere,üzerime yuva yapmış kumrulara, hatta dibimde biten muştulu bir ota anlatırdım hep onu, anlatırken de elbette ondan "ben" diye bahsederdim...
Etiketler:
ağaç,
ağlayan çınar,
canlı,
çınar,
kuş,
müjde,
sevinç,
yaşlı çınar
30 Temmuz 2015 Perşembe
Bayan Q ve Biz
Bayan Q, mahallemize 2 yıl önce taşınan İngiliz hanım. Yalnız başına yaşıyor ve şaşılacak derecede harika türkçe konuşuyor. Türkçeyi bir mektup arkadaşlığı sitesinden öğrenmiş-amma da ilginç! Türkçe öğrendikten sonra, Türkiye hakkında bir araştırma yapmış, bu sefer Türkçe sitelere girmiş. Ve Türkiye hakkında bilmediği bir çok şey öğrenmiş-öyle diyor. Daha sonra da çok beğendiği Türkiye'ye taşınmış işte. Çok olağanüstü bir hikayesi var.
Bayan Q'nun asıl adı Cherrybl'mış. Cherrybl Q. Cherrybl'ın kiraz çiçeği demek olduğunu söylüyor; Cherry Blossom'ın kısaltılmışı olduğunu zannediyoruz. İngiltere'de herkes birbirine soyadıyla seslendiği için, ona Bayan Q olarak seslenmemizi istiyor-bence Cherrybl da oldukça güzel bir isim.
Bayan Q, sakin mahallemizin bir sakini, işin doğrusu pek de sakin olduğu söylenemez. Evden çıkma konusunda muazzam bir isteği olduğunu söylüyor, evde durduğu pek görülmüyor zaten. Türkiye'yi keşfetmek~keşfetmek~keşfetmek istiyormuş ve bunun için de evde durmak istemiyormuş. Bayan Q'nun günleri, hiç de sıradan geçmiyor yani.
Bayan Cherrybl Q, sabah erkenden uyanıp, ekmek almaya gidiyor. Aslında bizim mahallede olan fırına, bisikletiyle yolu uzatarak ulaşıyor. Önce aşağı mahalleye, aşağı mahalleyi turlayıp yukarı mahalleye, yukarı mahalleyi turlayıp bizim mahalleye, bizim mahalleyi turlayıp fırına. Bu sabah gezilerine bayıldığını söyler durur, her sabah kedilerin, köpeklerin, yeni uyanan insanların, kuşların, böceklerin hatta bitkilerin hareketlerini görmek hoşuna gidiyormuş. Bazen için acaba bitkiler de mi sabah sporu yapıyor diye düşünüyorum. Bir de köpekler sabah temizliği yaparken yalnızca g t y ve u harflerinden oluşan değişik sesler mi çıkarır diye. Anlayacağınız, Bayan Q hafif kaçık bir kadın. Bu yüzden biz çocuklar onu çok severiz-o da bizi.
Bayan Q, bisiklet turundan eve dönmeden önce alışverişini yapıyor. Bu alışverişe sabah alışverişi diyor. Aslında öğle alışverişi, ikindi alışverişi, akşam alışverişi yaptığı yok. Yalnızca sabahları-ama her sabah.
Bayan Q'nun evinde yemek masası yok, ufak piknikler düzenlemeye bayılır o. Sabah, alışverişlerini ve ekmeğini alıyor, birinin evine misafir olarak gidiyor, "Bu gün kahvaltınız benden" diyor ve alışverişleriyle kahvaltı hazırlıyor. Sonra da birlikte kahvaltı ediyorlar, işte hazır!
Kahvaltıdan sonra masayı da topluyor Bayan Q. Daha sonra da Jale Hanım Teyze'nin kızı Su'yu okula bırakıyor-mahalleli büyükler ona güveniyor. Eğer birinin annesi çocuğunu okula bırakamayacak kadar meşgul olursa ya da servisle giden biri servisini kaçırırsa, Su'yla birlikte onu da okula götürüyor Bayan Cherrybl Q. Okula kadar birlikte yürüyor. Bu yolculuklar genellikle eğlenceli geçiyor-bazılarımız Bayan Q ile birlikte okula gitmek için bilerek servisi kaçırıyoruz. Bayan Q, eğlenceli bir kadın, bizi hep eğlendiriyor. Hem de servis arkadaşlarımızdan da çok.
Bayan Q, bizi okula bıraktıktan sonra evine dönüyor, ama yalnızca bisikletini alıp hemen dışarı çıkıyor. Onun arabası yok, yalnızca bayanlara özel tasarlandığı üzerinde kocaman yazan bir dağ bisikleti var. Bayan Cherrybl Q, bu aşamada geziyor. Ormana, bisiklet yoluna, mahalle parkına, avm'lere, kaykay gösterilerinin yapıldığı bir meydana hatta bazen Şehir Akvaryum Müzesine bile gidiyor. Bu gezileri de tamamladıktan sonra, kısa bir süreliğine evine geçip, "harika atıştırmalıklar fırınlıyor". Bu atıştırmalıklar her şey olabiliyor; renkli pet bardaklarda ikram edilen makarna salataları, üzeri şekerlemelerle süslenmiş kurabiyeler, paketlenmiş, kavrulmuş çerezler, ufak hamburger ekmeklerine hazırlanmış sosisli sandviçler, çikolata soslu mini kağıtlı kekler ve daha neler neler yapabiliyor Bayan Q!
Daha sonra bizi okuldan alıp, yürüyerek mahallemize getiriyor, bu aşama çok eğlenceli-bize göre de ona göre de. Böyle zamanlarda sokakta oynarız, Bayan Q da jet ski kursuna gidiyor. Kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ama Bayan Q, daha ilk haftasından itibaren Jet Ski ustalarına taş çıkarmaya başladı!
Çok gecikmeden evine geliyor Bayan Cherrybl Q. Biz de evine dönmesini dört gözle bekliyoruz-biraz oburuzdur da. Ama Bayan Q'nun harika atıştırmalıklarına dayanmak ne mümkün! Onunla birlikte o harikaları yiyoruz. Daha sonra Bayan Cherrybl Q, atıştırmalıkların tepsisini evine götürüyor ve geri geliyor. Oyunumuza katılıyor, bize İngiltere'deyken büyük kuzeni Ellie'den öğrendiği fıkralar anlatıyor, bilmeceler soruyor. Sıklıkla eğlenceli etkinlikler düzenliyor. Bu etkinlikler, bisiklet turları, piknikler, aquapark gezileri, "Meraklısına Yatak Düzeni" adlı bir kitaptan yatak düzeni dersleri, hiç ilgisi olmasa da histoloji çalışmaları yapılan yerlere düzenlenen seyahatler, voleybol oynarken yeni kelimler öğrenme antremanları, dondurma yerken denizde en çok taşı kim sektirecek yarışmaları, kitap okuma saatleri, tiyatro ve sinema etkinlikleri izleme vb. ile oldukça güzel zamanlar geçiriyoruz-hepimizin bunun için izni var.
Bu eğlenceli vakitlerin ardından Bayan Q, bisikletiyle akşam yemeği almaya gidiyor, annesinin ve babasının keyifleri yerinde olan kişiler, ona eşlik etme izni alıyor. Bisikletlerini kapıp gidiyorlar, Bayan Cherrybl Q, kendisine eşlik eden birisinin bisikleti yoksa, sanki ne kadar düşünceli olduğunu kanıtlamak ister gibi, o akşam yürümek istediğini söylüyor.
Bayan Q, akşam yemeğini genelde evinde yer, bazen pikniğe gittiği ya da fazladan yiyecek alıp, bir ailenin akşam yemeğini karşıladığı oluyor elbette. Geceleyin de evinde yatmayı tercih ettiğini biliyoruz, ama yine de kamp yapmayı seviyor. Birinin evine kalmaya gitmekten hoşlanmıyor, ama tabii ki yük olmak istememesinden bu.
Onun en büyük hayali karavan almakmış. Bir de bisikletiyle Türkiye'yi dolaşmak. Karavan alınca bizi arkasına atacakmış. Hep beraber Türkiye'yi dolaşacakmışız. Annemin izin vereceğini sanmıyorum. Hem, Bayan Q'nun ehliyeti olup olmadığı bile belirsiz.
Bayan Cherrybl Q, oldukça iyi biri. Çok da eğlenceli, insanın onun yanındayken sıkılması imkansız.Onu çok seviyoruz-onun harika atıştırmalıklarını yemeyi, sabah kahvaltısına ya da akşam yemeğine bize gelmesini, okula birlikte gitmeyi ve okuldan birlikte dönmeyi, düzenlediği etkinliklerle eğlenmeyi, yemeğini almaya giderken ona eşlik etmeyi- her şeyiyle seviyoruz Bayan Q'yu. Ama düşünüyorum da, sanırım en çok sevdiğimiz şey, Cumartesi günleri onunla beraber Jet Skı yapmak...
Hoşçakalın!
Bayan Q'nun asıl adı Cherrybl'mış. Cherrybl Q. Cherrybl'ın kiraz çiçeği demek olduğunu söylüyor; Cherry Blossom'ın kısaltılmışı olduğunu zannediyoruz. İngiltere'de herkes birbirine soyadıyla seslendiği için, ona Bayan Q olarak seslenmemizi istiyor-bence Cherrybl da oldukça güzel bir isim.
Bayan Q, sakin mahallemizin bir sakini, işin doğrusu pek de sakin olduğu söylenemez. Evden çıkma konusunda muazzam bir isteği olduğunu söylüyor, evde durduğu pek görülmüyor zaten. Türkiye'yi keşfetmek~keşfetmek~keşfetmek istiyormuş ve bunun için de evde durmak istemiyormuş. Bayan Q'nun günleri, hiç de sıradan geçmiyor yani.
Bayan Cherrybl Q, sabah erkenden uyanıp, ekmek almaya gidiyor. Aslında bizim mahallede olan fırına, bisikletiyle yolu uzatarak ulaşıyor. Önce aşağı mahalleye, aşağı mahalleyi turlayıp yukarı mahalleye, yukarı mahalleyi turlayıp bizim mahalleye, bizim mahalleyi turlayıp fırına. Bu sabah gezilerine bayıldığını söyler durur, her sabah kedilerin, köpeklerin, yeni uyanan insanların, kuşların, böceklerin hatta bitkilerin hareketlerini görmek hoşuna gidiyormuş. Bazen için acaba bitkiler de mi sabah sporu yapıyor diye düşünüyorum. Bir de köpekler sabah temizliği yaparken yalnızca g t y ve u harflerinden oluşan değişik sesler mi çıkarır diye. Anlayacağınız, Bayan Q hafif kaçık bir kadın. Bu yüzden biz çocuklar onu çok severiz-o da bizi.
Bayan Q, bisiklet turundan eve dönmeden önce alışverişini yapıyor. Bu alışverişe sabah alışverişi diyor. Aslında öğle alışverişi, ikindi alışverişi, akşam alışverişi yaptığı yok. Yalnızca sabahları-ama her sabah.
Bayan Q'nun evinde yemek masası yok, ufak piknikler düzenlemeye bayılır o. Sabah, alışverişlerini ve ekmeğini alıyor, birinin evine misafir olarak gidiyor, "Bu gün kahvaltınız benden" diyor ve alışverişleriyle kahvaltı hazırlıyor. Sonra da birlikte kahvaltı ediyorlar, işte hazır!
Kahvaltıdan sonra masayı da topluyor Bayan Q. Daha sonra da Jale Hanım Teyze'nin kızı Su'yu okula bırakıyor-mahalleli büyükler ona güveniyor. Eğer birinin annesi çocuğunu okula bırakamayacak kadar meşgul olursa ya da servisle giden biri servisini kaçırırsa, Su'yla birlikte onu da okula götürüyor Bayan Cherrybl Q. Okula kadar birlikte yürüyor. Bu yolculuklar genellikle eğlenceli geçiyor-bazılarımız Bayan Q ile birlikte okula gitmek için bilerek servisi kaçırıyoruz. Bayan Q, eğlenceli bir kadın, bizi hep eğlendiriyor. Hem de servis arkadaşlarımızdan da çok.
Bayan Q, bizi okula bıraktıktan sonra evine dönüyor, ama yalnızca bisikletini alıp hemen dışarı çıkıyor. Onun arabası yok, yalnızca bayanlara özel tasarlandığı üzerinde kocaman yazan bir dağ bisikleti var. Bayan Cherrybl Q, bu aşamada geziyor. Ormana, bisiklet yoluna, mahalle parkına, avm'lere, kaykay gösterilerinin yapıldığı bir meydana hatta bazen Şehir Akvaryum Müzesine bile gidiyor. Bu gezileri de tamamladıktan sonra, kısa bir süreliğine evine geçip, "harika atıştırmalıklar fırınlıyor". Bu atıştırmalıklar her şey olabiliyor; renkli pet bardaklarda ikram edilen makarna salataları, üzeri şekerlemelerle süslenmiş kurabiyeler, paketlenmiş, kavrulmuş çerezler, ufak hamburger ekmeklerine hazırlanmış sosisli sandviçler, çikolata soslu mini kağıtlı kekler ve daha neler neler yapabiliyor Bayan Q!
Daha sonra bizi okuldan alıp, yürüyerek mahallemize getiriyor, bu aşama çok eğlenceli-bize göre de ona göre de. Böyle zamanlarda sokakta oynarız, Bayan Q da jet ski kursuna gidiyor. Kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ama Bayan Q, daha ilk haftasından itibaren Jet Ski ustalarına taş çıkarmaya başladı!
Çok gecikmeden evine geliyor Bayan Cherrybl Q. Biz de evine dönmesini dört gözle bekliyoruz-biraz oburuzdur da. Ama Bayan Q'nun harika atıştırmalıklarına dayanmak ne mümkün! Onunla birlikte o harikaları yiyoruz. Daha sonra Bayan Cherrybl Q, atıştırmalıkların tepsisini evine götürüyor ve geri geliyor. Oyunumuza katılıyor, bize İngiltere'deyken büyük kuzeni Ellie'den öğrendiği fıkralar anlatıyor, bilmeceler soruyor. Sıklıkla eğlenceli etkinlikler düzenliyor. Bu etkinlikler, bisiklet turları, piknikler, aquapark gezileri, "Meraklısına Yatak Düzeni" adlı bir kitaptan yatak düzeni dersleri, hiç ilgisi olmasa da histoloji çalışmaları yapılan yerlere düzenlenen seyahatler, voleybol oynarken yeni kelimler öğrenme antremanları, dondurma yerken denizde en çok taşı kim sektirecek yarışmaları, kitap okuma saatleri, tiyatro ve sinema etkinlikleri izleme vb. ile oldukça güzel zamanlar geçiriyoruz-hepimizin bunun için izni var.
Bu eğlenceli vakitlerin ardından Bayan Q, bisikletiyle akşam yemeği almaya gidiyor, annesinin ve babasının keyifleri yerinde olan kişiler, ona eşlik etme izni alıyor. Bisikletlerini kapıp gidiyorlar, Bayan Cherrybl Q, kendisine eşlik eden birisinin bisikleti yoksa, sanki ne kadar düşünceli olduğunu kanıtlamak ister gibi, o akşam yürümek istediğini söylüyor.
Bayan Q, akşam yemeğini genelde evinde yer, bazen pikniğe gittiği ya da fazladan yiyecek alıp, bir ailenin akşam yemeğini karşıladığı oluyor elbette. Geceleyin de evinde yatmayı tercih ettiğini biliyoruz, ama yine de kamp yapmayı seviyor. Birinin evine kalmaya gitmekten hoşlanmıyor, ama tabii ki yük olmak istememesinden bu.
Onun en büyük hayali karavan almakmış. Bir de bisikletiyle Türkiye'yi dolaşmak. Karavan alınca bizi arkasına atacakmış. Hep beraber Türkiye'yi dolaşacakmışız. Annemin izin vereceğini sanmıyorum. Hem, Bayan Q'nun ehliyeti olup olmadığı bile belirsiz.
Bayan Cherrybl Q, oldukça iyi biri. Çok da eğlenceli, insanın onun yanındayken sıkılması imkansız.Onu çok seviyoruz-onun harika atıştırmalıklarını yemeyi, sabah kahvaltısına ya da akşam yemeğine bize gelmesini, okula birlikte gitmeyi ve okuldan birlikte dönmeyi, düzenlediği etkinliklerle eğlenmeyi, yemeğini almaya giderken ona eşlik etmeyi- her şeyiyle seviyoruz Bayan Q'yu. Ama düşünüyorum da, sanırım en çok sevdiğimiz şey, Cumartesi günleri onunla beraber Jet Skı yapmak...
Hoşçakalın!
25 Temmuz 2015 Cumartesi
Aklımdan Geçip Gidenler
Kayıp gidiyor kelimeler, ortaya şiir çıkana dek.
Bu şiiri yazmak için sarfedilen onca emek.
Anında yazıyorum, durmuyor parmaklarım.
Şiir ayrı bir dünya, aklından geçenler ve sen,
Herşeyimizi saklayan DNA, şifresi ve gen.
Psikoloji denilen o ilginç şey ve bilinçaltı.
İlginç duygular içinde yüzmek deneyimi,
Bu şeyi şiir yazarken, denemeye değer mi.
Okuyun, dinleyin, anlayın duygularımı.
Ay doğar kalbinize bazen, bahar gelir,
Mutluluk kaplar, her bir zerreniz sevinir.
Yaz yağmuruyla sırılsıklam olmak gibi.
Güneş en neşeli ışıklarını yolluyor,
Işıltı dolu her yer, her şey parlıyor.
Aydınlık ne güzel bir nimettir.
Birbirine bağlı olan kalpler,
Onları bağlayan şey, görünmez ipler.
Sevginin gücüne göre sağlamlaşırlar.
Asıl bir konu varsa, her şey fani,
Cennette mevcuttur bu güzellerin en güzeli.
Ebedi mutluluk, huzur ve cennet müjdesi.
Bu şiiri yazmak için sarfedilen onca emek.
Anında yazıyorum, durmuyor parmaklarım.
Şiir ayrı bir dünya, aklından geçenler ve sen,
Herşeyimizi saklayan DNA, şifresi ve gen.
Psikoloji denilen o ilginç şey ve bilinçaltı.
İlginç duygular içinde yüzmek deneyimi,
Bu şeyi şiir yazarken, denemeye değer mi.
Okuyun, dinleyin, anlayın duygularımı.
Ay doğar kalbinize bazen, bahar gelir,
Mutluluk kaplar, her bir zerreniz sevinir.
Yaz yağmuruyla sırılsıklam olmak gibi.
Güneş en neşeli ışıklarını yolluyor,
Işıltı dolu her yer, her şey parlıyor.
Aydınlık ne güzel bir nimettir.
Birbirine bağlı olan kalpler,
Onları bağlayan şey, görünmez ipler.
Sevginin gücüne göre sağlamlaşırlar.
Asıl bir konu varsa, her şey fani,
Cennette mevcuttur bu güzellerin en güzeli.
Ebedi mutluluk, huzur ve cennet müjdesi.
24 Temmuz 2015 Cuma
Origami Sergim
Origamiiiii!!!!!
Bu eğlenceli bir uğraşın adı.
Aynı zamanda origami, bir spor türüdür.
Zihin sporu :-)
Origami maceram BUTGEM'de başladı.
BUTGEM'in origami kursu ile oldukça çok origami yaptık.
Ve bu iş çok hoşuma gitti.
Origami yapmak için bir kitap ya da bilen biri yeterli olur.
Kat Kat Katla Eğlenceyi Yakala; Origami, öğretmenimin tavsiyesi olan kitap.
Dünyanın en küçük origamisi 6 mm.lik bir kağıttan yapılmış bir turna kuşu. Boyu 4 mm. Ben 1 cm.'lik yapabildim.
Zihin sporu :-)
Origami maceram BUTGEM'de başladı.
BUTGEM'in origami kursu ile oldukça çok origami yaptık.
Ve bu iş çok hoşuma gitti.
Origami, kağıtları katlayarak ve katladıklarımızı gerektiğinde birbirlerine sokuşturarak tutturup, harika şekiller elde etme sanatıdır. |
Origami yapmak için bir kitap ya da bilen biri yeterli olur.
Kat Kat Katla Eğlenceyi Yakala; Origami, öğretmenimin tavsiyesi olan kitap.
Origaminin çok çeşidi var. Bunun için öğrenenlerin aklında tutmaları biraz zahmetli. Bunun
için sık sık tekrar etmeli gerekebilir. Veya unuttukça bir kaynağa bakıp,
hatırlamak da bir yol.
İşte bizim kursta yaptığımız origamiler;
UÇAK
Uçak çok yaygın olsa da, çok fazla çeşidi olduğundan geniş bir konudur.
GEMİ
Gemi de en çok bilinen ve en kolay origamilerden biridir.
TUZLUK
Tuzluk, aynı zamanda harika bir oyun aracı olan kolay origamidir.
KURBAĞA
Kağıttan kurbağa, oldukça orjinal. Arka kısmına basınca zıplıyor.
BALIK
Birden fazla balık yapımı var. Biz yukarıda resmi olanı yaptık. Bu şekli bir kağıdı yalnızca katlayarak ürettik. Sadece kuyruğunda ufacık bir yerde kesme var.
ŞAPKA
Başka şapkalar da var. Biz üstekini, yani viking şapkasını yaptık. Yapımı balığa benzemekte. (Ya da balığınki buna)
KUTU
Kutunun yapımı biraz zor, ama çok kullanışlı ve sağlam oluyor.Zaten iyice anlaşılınca kolay geliyor.
İSPANYOL KUTUSU
İspanyol kutusunun adı neden böyle bilmiyorum ama görünüşü şekerliğe benziyor. Çok fazla bir şey alamaz ama güzel. Ayaklarının üzerinde durarak hoş bir görüntü sağlıyor.
DÖNERYÜZ
Döneryüz origamide bir oyuncaktır. Yapımını kavraması zordur ama kavrayınca gerisi çok kolaydır. Döneryüz yapıldıktan sonra belli yerlerden öne, geriye vb. katladıkça ağzı ve gözü değişir.
YILDIZ KUTUSU
Yıldız kutusu, harika bir kutu. Üstelik içine pek çok şey sığabilir. Görünüşü de çok güzel. Yapımı zor sayılmaz.
KÜÇÜK KÜP
Bu küpü kağıtları BİG FUN CUT denilen bir aletle, kalıplarla kesip, iki rengi birleştirerek kolayca bu şekil elde edilebilir.
TOPAÇ
Bu topaç, üç kağıttan oluşuyor. Yalnızca katlayıp, katlayarak oluşturduğumuz ceplere sokarak oluşuyor. Gerçekten de dönüyor.
KÜP
Bu küp, altı adet dikdörtgen kağıttan oluşuyor. Bu kağıtları katlayarak cepleri ve kulakçıkları olan parçalar elde edilir. Bu kulakçıklar ceplerden geçirilerek hazırlanır. Göz korkutmak gibi olmasın ama, bu birleştirme aşaması beyninizi çok yoruyor.
TURNA
Turna kuşu, japonlarca barışı anlatmakta. Yapımı çok eğlenceli. Japonlar 1000 tane turna kuşu katlayanın dileğinin kabul olacağına inanıyorlar. Turna kuşu origamisiyle ilgili bir efsane bile var: Sadako ve 1000 Turna Kuşu
OLUKLU KARTONDAN AYICIK
Oluklu kartondan ince şeritler kesip, bunları sararak yukarıdaki kardan adam gibi bir ayıcık oluşturulur. Kartonun özelliğinden dolayı çabuk yapışmayabilir.
KARTPOSTAL
Bu kartpostalı yapmak için, bir kartonu ortadan ikiye katlayıp, BİG FUN CUT ile kesmeniz, yine BİG FUN CUT ile çıkardığınız bir kalıptan çiçeği, kartondan şeritlerden üç yaprağı sarmanız gereklidir. Kartpostalı tamamlamak için, içine bir karton daha yapıştırmalısınız.
DİNAZOR YUMURTASI
Dinazor yumurtasında bir balonu şişirdik. Çevresini tutkalla v kağıtlarla kapladık. Balonu çıkarınca harika bir görüntü oldu.
ÇERÇEVE
Bu çerçeveleri evalardan yapıyoruz. BİG FUN CUT ile ortasını kesiyoruz. Süslemek için de BİG FUN CUT'tan çıkardığımız kalıplara başvuruyoruz.
NİNJA YILDIZI
Yapımı oldukça basit. Bir karenin iki farklı renkteki yarılarından yapılıyor. Gerçekten de süzülebiliyor.
ÇANTA
Bu çantayı BİG FUN CUT'dan çıkardığımız kalıpları yapıştırarak hazırladık.
PAPATYA
BİG FUN CUT'dan çıkardığımız kalıpları sararak bu papatyayı hazırladık.
PRİZMA
Prizmayı yaparken 12 kare kağıt kullandık. Bu kağıtları hazırlaması kolay ancak geçirmesi zor.
Origamiyi kağıdı bulan çinliler bulmuş ama Japonya'da geliştiği için japonların bulduğu yayılmış.
Origami Sergimiz Bu Kadar!
Yine Bekleriz!
30 Haziran 2015 Salı
Düşünüyorum, Öyleyse Varım
Düşünüyorum...
Sen de bir canlısın, onu bil, diğerlerini boş ver diyenlere inat, dolu veriyorum.
Bizde gelen müşterileri boş çevirmek olmaz.
Müşteri de ki? demeyin.
Onlar, tabii ki aklıma gelen sorular.
Beni biraz olsun tanıyorsanız, aklıma gelenleri bırakmayacağımı bilirsiniz.
Bir çözüm bulmadan...
Düşünüyorum...
Baba küçükken sürpriz yumurtanın küçük, yuvarlak yumurtalarından kukla yapmış.
Pek sevmişim onu.
Hala seviyorum.
O sizce canlı mı?
Düşünmeye değmez demeyin, bir düşünelim.
Belki de sonuç bizi şaşırtır.
İtiraz edenler de yorumlara buyursun.
Düşünüyorum...
Acaba canlı mı o kukla?
Geriye gitme tekniğini kullanalım.
Yani yapıldığı şey, onun yapıldığı şey... diye gidecek.
Sürpriz yumurtacık plastikten yapılmış.
Plastik, petrolden.
Petrol bir fosil yakıt.
Fosil yakıtlar fosillerden ve fosillerin bulunduğu tortul kayaçlardan oluşmuştur.
Kayaç?
Taş diyebilir miyiz sürpriz yumurtanın ham maddesine?
Bence evet.
Taşa da hemen cansız demeyin.
Biraz düşünün.
Taşlar peygamber efendimizin (s.a.v.) elinde zikir yapmışlar.
Onlar da canlı? :-) :-)
Yaaa.
Şimdi bence o kukla canlı.
Bir şeyin canlı olması için canlılık özelliklerini illa göstermesi gerekmez.
O şeyin bizi duyması, görmesi, kayıt altına alması ve ahirette şahitlik yapacak olması yeter!!!!
Düşünüyorum...
Ben kimim?
Dünya yoktu.
Allah (c.c.) evreni yarattı.
Evrende dünyayı, güneşi, güneş sistemini donattı.
Dünyada yaşam yoktu.
Var mıydı?
Dünyada taşlar vardı.
Ama onlar henüz canlı değildi.
Çünkü kayıt altına almıyorlardı.
Sonra suda yaşam başladı.
Mikroskobik canlıları yarattı Allah (c.c.).
Hala su ve taşlar canlı değildi.
Sonra dinazorlar yaratıldı.
Onlar öldüler.
Sonra insanlar geldiler.
Yıllarca onlar hüküm sürdüler.
Hz. Adem ve Hz. Havva'nın soyundan gelenler, bizdik.
Biz insanlar.
Biz, maymunların soyundan gelmedik.
Bence evrimciler, daha sonra kendi soylarından gelecekler için böyle konuşuyorlar!
Sonra, o insanlar çoğaldılar.
Zeki olanları çıktı aralarında.
Çok şeyler icat edildi.
Birinin adı, bilgisayar.
Birinin adı, internet.
Sonra, insanlar çoğala çoğala, kocaman evlere ihtiyaç duydular.
O evlerin biride de küçücük bir kız var.
Bilgisayarın karşısında, internette bloğu www.madeinbursa.blogspot.com.tr ye yazılar yazıyor.
Ben oyum.
Düşünüyorum...
Ben benim, sen sensin, o da o deyip bırakmıyorum.
Ben bensem eğer, sen neden bana sen diyorsun?
Halbuki ben benim.
Hem sen kendine ben diyorsun.
O zaman kim ben.
İngilizler bu işi hemen çözmüşler.
Ben koymuşlar çocukların adını.
Aslında bu bir beyin aldatmacası.
Ben, sen, o falan, isim değiller.
Onlar özneler.
Onlar, nitelememizi sağlıyor.
İsmin yerine kullanılıyorlar, yani zamirler.
Ama şu var ki, ismin yerine kullanılan bir şey isim olmalı değil midir?
Düşünüyorum...
Düşünüyorum.
Öyleyse var mıyım?
Gerçekler acıdır.
Öyleyse dilim neden yanmıyor?
Şimdi bu yazıyı okuyanlardan dayak yiyeceğim.
Orucum bozulur mu?
Aslında herkes doğuştan renk körü olabilir mi?
Bu cümleyi düşünelim.
Doğuştan renk körü olanlar, her rengi farklı görürler.
Yani kırmızı rengi mavi,
Moru yeşil görebilirler.
Telefonumuzun negatif kamerasından bakmak gibi.
Ama onların hepsi, aynı rengi aynı farklı renk olarak görmüyorlar.
Negatif kameraların hepsi aynıdır, onlarda öyle değil.
Ama doğuştan renk körü olanlar?
Diyelim ki doğuştan renk körü olan biri var.
O, gerçek kırmızıyı, mor olarak görüyor.
Ama, ona başından beri morlar gösterilip, kırmızı denir.
O da, mor rengi kırmızı zanneder.
Böylece sorun çözülür.
Ben de diyorum ki, acaba herkes doğuştan renk körü olabilir mi?
Beyinsel olarak.
Belki de hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Bir keresinde beynimiz bizi aldatıyor diye bir video izlemiştim.
Acayipti!
Belki de her şey, beynimizin bizi aldatması dolayısıyla farklı görünüyor.
Biz buna; göz yanılması deriz.
Nasıl, sizce düşünmeye değer mi?
Düşünüyorum...
Acaba okuyucularım bunu beğenecek mi?
Sen de bir canlısın, onu bil, diğerlerini boş ver diyenlere inat, dolu veriyorum.
Bizde gelen müşterileri boş çevirmek olmaz.
Müşteri de ki? demeyin.
Onlar, tabii ki aklıma gelen sorular.
Beni biraz olsun tanıyorsanız, aklıma gelenleri bırakmayacağımı bilirsiniz.
Bir çözüm bulmadan...
Düşünüyorum...
Baba küçükken sürpriz yumurtanın küçük, yuvarlak yumurtalarından kukla yapmış.
Pek sevmişim onu.
Hala seviyorum.
O sizce canlı mı?Düşünmeye değmez demeyin, bir düşünelim.
Belki de sonuç bizi şaşırtır.
İtiraz edenler de yorumlara buyursun.
Düşünüyorum...
Acaba canlı mı o kukla?
Geriye gitme tekniğini kullanalım.
Yani yapıldığı şey, onun yapıldığı şey... diye gidecek.
Sürpriz yumurtacık plastikten yapılmış.
Plastik, petrolden.
Petrol bir fosil yakıt.
Fosil yakıtlar fosillerden ve fosillerin bulunduğu tortul kayaçlardan oluşmuştur.
Kayaç?
Taş diyebilir miyiz sürpriz yumurtanın ham maddesine?
Bence evet.
Taşa da hemen cansız demeyin.
Biraz düşünün.
Taşlar peygamber efendimizin (s.a.v.) elinde zikir yapmışlar.
Onlar da canlı? :-) :-)
Yaaa.
Şimdi bence o kukla canlı.
Bir şeyin canlı olması için canlılık özelliklerini illa göstermesi gerekmez.
O şeyin bizi duyması, görmesi, kayıt altına alması ve ahirette şahitlik yapacak olması yeter!!!!
Düşünüyorum...
Ben kimim?
Dünya yoktu.
Allah (c.c.) evreni yarattı.
Evrende dünyayı, güneşi, güneş sistemini donattı.
Dünyada yaşam yoktu.
Var mıydı?
Dünyada taşlar vardı.
Ama onlar henüz canlı değildi.
Çünkü kayıt altına almıyorlardı.
Sonra suda yaşam başladı.
Mikroskobik canlıları yarattı Allah (c.c.).
Hala su ve taşlar canlı değildi.
Sonra dinazorlar yaratıldı.
Onlar öldüler.
Sonra insanlar geldiler.
Yıllarca onlar hüküm sürdüler.
Hz. Adem ve Hz. Havva'nın soyundan gelenler, bizdik.
Biz insanlar.
Biz, maymunların soyundan gelmedik.
Bence evrimciler, daha sonra kendi soylarından gelecekler için böyle konuşuyorlar!
Sonra, o insanlar çoğaldılar.
Zeki olanları çıktı aralarında.
Çok şeyler icat edildi.
Birinin adı, bilgisayar.
Birinin adı, internet.
Sonra, insanlar çoğala çoğala, kocaman evlere ihtiyaç duydular.
O evlerin biride de küçücük bir kız var.
Bilgisayarın karşısında, internette bloğu www.madeinbursa.blogspot.com.tr ye yazılar yazıyor.
Ben oyum.
Düşünüyorum...
Ben benim, sen sensin, o da o deyip bırakmıyorum.
Ben bensem eğer, sen neden bana sen diyorsun?
Halbuki ben benim.
Hem sen kendine ben diyorsun.
O zaman kim ben.
İngilizler bu işi hemen çözmüşler.
Ben koymuşlar çocukların adını.
Aslında bu bir beyin aldatmacası.
Ben, sen, o falan, isim değiller.
Onlar özneler.
Onlar, nitelememizi sağlıyor.
İsmin yerine kullanılıyorlar, yani zamirler.
Ama şu var ki, ismin yerine kullanılan bir şey isim olmalı değil midir?
Düşünüyorum...
Düşünüyorum.
Öyleyse var mıyım?
Gerçekler acıdır.
Öyleyse dilim neden yanmıyor?
Şimdi bu yazıyı okuyanlardan dayak yiyeceğim.
Orucum bozulur mu?
Aslında herkes doğuştan renk körü olabilir mi?
Bu cümleyi düşünelim.
Doğuştan renk körü olanlar, her rengi farklı görürler.
Yani kırmızı rengi mavi,
Moru yeşil görebilirler.
Telefonumuzun negatif kamerasından bakmak gibi.
Ama onların hepsi, aynı rengi aynı farklı renk olarak görmüyorlar.
Negatif kameraların hepsi aynıdır, onlarda öyle değil.
Ama doğuştan renk körü olanlar?
Diyelim ki doğuştan renk körü olan biri var.
Ama, ona başından beri morlar gösterilip, kırmızı denir.
O da, mor rengi kırmızı zanneder.
Böylece sorun çözülür.
Ben de diyorum ki, acaba herkes doğuştan renk körü olabilir mi?
Beyinsel olarak.
Belki de hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Bir keresinde beynimiz bizi aldatıyor diye bir video izlemiştim.
Acayipti!
Belki de her şey, beynimizin bizi aldatması dolayısıyla farklı görünüyor.
Biz buna; göz yanılması deriz.
Nasıl, sizce düşünmeye değer mi?
Düşünüyorum...
Acaba okuyucularım bunu beğenecek mi?
Etiketler:
ben,
canlı,
dünya,
düşünce yazısı,
düşünmek,
düşünüyorum,
felsefe,
gerçek,
göz yanılması,
kukla
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















