10 Eylül 2015 Perşembe

Ann Burnu Efsanesi

Efsanelerden bir efsanedir bu da... Ann burnu da burunlardan bir burun. Neresi dersen, güney kutbunun doğu taraflarında. Görebilirsin aşağıdaki haritada;

Anladığınız gibi, Ann Burnu ünlü bir yer değil. Dahası, küçücük bir yer. En küçük daire ile işaretlidir bu burun. Ama hikayesi de pek ilginç;

Bir zamanlar, Ice (Ays) isimli bir genç yaşardı. Ice: yani buz. Ice ekvatora çok yakın yaşardı. Bu nedenle ülkesi çok sıcaktı. Çocukken büyük zevki, ekvatorun olduğu söylenilen yerde, aslında görünmeyen düz çizginin, dünyayı ortadan ikiye bölen ekvatorun üzerinde yürümekti. Ekvatora basmadan diğer yanına atlamak... Ekvatorun diğer kısmında, uzaklarda neler olduğunu hayal eder, gitmek isterdi. Ice büyüdükçe ismi ile müsemma oldu. Yani, soğuk bir insan değil, buzlara aşık olan bir insan. Dünyanın güneyinde bir sürü buz olduğunu öğrendi. Hayatında hiç buz görmemişti. Gerek buz aşkı, gerek dünyada başka yerde neler olduğu merakı onu oraya çekiyordu. Bu arada Ice, güzeller güzeli bir kıza aşık oldu. Kız da ona ısındı. Kızın adı Ann idi ve burnu da pek güzeldi. Ne kemerli, ne de çok dik... Ice ile evlenmeyi düşünüyorlardı. Ice'ın kalbindeki Ann'e ve buza olan aşkı gittikçe büyüyordu. Ama Ann, denizi sevmiyordu. O, soğuktan da hoşlanmıyordu. Ice, ona bu emelini açıklayınca bu hiç hoşuna gitmemişti. Ice, iki ateş arasında kalmış, ikisine de kavuşamıyor, yüreğindeki iki aşkıyla eriyor, eriyordu. Günün birinde Ice, artık dayanamadı. Gizli gizli kutuplara gitmeye karar verdi ve bir gemi bulup yola çıktı. Bu arada Ann, gizli de gitse onun yola çıktığını öğrendi ve dört bir yana güvercinlerle haber saldı. Güvercinlerin hepsi Ice'ı arıyordu. En sonunda biri buldu ve Ann'ın tehdit dolu mektubunu Ice'a verdi. Ice, çok üzülmüştü. Çünkü Ann, hemen geri gelmezse onu kalbinden sileceğini söylüyordu. Ice, yeniden yanmaya başladı. Ama bu kadar yola çıktığı halde, geri dönemedi ve Ann'ın belki kendisini af edebileceğini düşündü. Yine de yana yana yoluna devam etti. Biri, vazgeçmek zorunda kaldığı Ann'ın aşkıydı, biri de buzulların aşkı. Ice sonunda ilk defa buz gördü. Buzu çok sevmişti. Ama Ann'i unutması imkansızdı. Keşfettiği yerlerden birinin adını Ann Burnu koydu. Buza ayak bastığı anda yeteri kadar kalın giyinmediği için dondu. Donarken bile Ann, Ann diye çığlıklar attı. Buz aşkı Ice'yi öldürmüştü. Ama Ice, ölürken bile aşkı Ann'in adını sayıklamıştı. Manzara içler acısıydı. Tayfaları onu kurtaramayınca acıyı kalplerinde ekvatora götürdüler. Ann, durumu öğrenince ağladı, ağladı. Daha sonra herkes karşı çıksa da, tayfalardan rica etti ve Ann Burnu'na doğru yola çıktı. Yol boyunca ağladı. Hiç susmadı. Ann Burnu'na varınca Ice'ın donmuş bedenini gördü ve Ice, Ice diye çığlık atarak kendini buza attı. O güçlü tayfalar bile durduramadı onu ve aşkını. Ann, gidip Ice'ın boynuna sarıldı. O da yüzünde sevdiğine kavuşmanın tebessümü, oracıkta dondu. Tayfalar, dönüşte kendilerini tutamayıp, ağladılar, ağladılar. Ann ve Ice'ın birbirlerine kavuşma günü 8 Mayıs'tır. Kutuplarda denizin 8 Mayıs'larda gözyaşından kabardığı söylenir. 
Derler ki, Ann Burnu'nda hala birbirlerine sarılmış iki buzdan heykel gibi durur Ann ve Ice.

Vatan Sana Canım Feda

Vatanımız, cennet vatanımız! Vatanımıza göz koyanlar var! Vatanımızı bölmek isteyenler... Her gün şehit haberleri geliyor. Bir gün de gelmese diyoruz... Askerlerimiz, vatanımız için çok... Çok dua etmek. Elbette yapmamız gereken tek şey bu değil. Ne yani, cepheye gidip savaşalım mı diyenler... Gerekirse savaşmaz mısınız? Savaşmak dışında yapabileceğimiz şeyler de var elbette. Devlet gerekeni düşünür, yapar deme, sen de düşünsen, beynin mi çatlar? Normalde böylesine sert konuşmam kimseye, ama bahis cennet vatan olunca... Ne desem az vallaha.
İsrail malı denilenleri tüketmeyi kim bıraktı? İsrail, ülkemize göz diken ülkelerden biri. Biri yalnızca... Onların ekonomisine destek vererek yalnızca zarara uğrarız. Zaten vücudumuz için de zararlı şeyler satıyor. Yavaş yavaş zehirliyor bizi... Böyle şeyler yokken, yani eskiden kanser mi varmış? Bırak tüketmeyi, her hali zarar onların...
Hey sen, elindeki tabletle oynayan, beni dinlemeyen, umursamayan kardeş! O oyunları beynini yıkamak, o mübarek islam duygusunu atmak isteyenler yaptı. Bir nevi tuzak... Sen eğleniyor zannediyorsun da, sonra ruhum daralıyor diyorsun... Ben sildim attım oyunlarımı... Hem beynimi yıkıyor, hem ruhumu zehirliyor yavaş yavaş, hem zamanımı yiyiyor... Çok kurnaz bu oyunlar, çok... Oyun oynamak elbet yararlı, amma... Düzgün oyunlar... O oyunlar beynini aynı zamanda zehirliyor! Onu radyasyona maruz bırakıyor! Doğrusu, sen bırakmıyorum dersen, sil at oyunlarını, silemem diyen, tabletini ver, ben sileyim...
Biz zamane gençliğiz... Milletimizin gelecek umudu. Fatih Sultan Mehmed, daha küçücük bir çocukken İstanbul haritaları çiziyor, nereden çıkartma yapacağını hesaplıyordu... Eee, kaç yıllık padişahların fethedemediği İstanbul'u 21 yaşında böylece fethedebildi... O Fatih Sultan Mehmed'miş, ben sıradan bir çocuğum diyen... O fetih planları yaparken, ondan önce tahta çıkacak iki ağabeyi vardı... O en küçük şehzadeydi... Hem o zaman padişah bile olmamış, saray bahçesinde oyunlar oynayan bir çocuktu... Ama her oynunda, kendini İstanbul Fatihliğine hazırlıyordu. Bizim gibi beynini yıkamıyordu o... Böylece gitti, İstanbul'u aldı... Fatih oldu, fetheden oldu, bunu haketmişti...
Tüm arkadaşların oynuyorsa, daha iyi. Bir iyi davranışı yapabilen tek kişi olarak gururlanmak senin de hakkın olur o zaman. Tabii aşırıya kaçmadan... Yollarda dahi kasıla kasıla yürürüm diyorsan, beynini yıkamaya devam etmen bile senin için daha iyi olur!
Ey kardeş! Vatanı kurtarmak bize mi kaldı deme! Her şeyde demokrasi, neden istediğim olmuyor, devletle ben eşitim diyen halk çünkü. Öyleyse düşünmesi gerekenler arasında da halk var. Vatanı bir kişi kurtaramaz ki... Bakma tarihi yazanlar güçlülerdir, dahilerdir diyenlere. Tarihi yazanlar onlar olabilir ama tarihe adını yazdıranlar birlik olan, imanlı olandır.
Ben de müslümanım, bu yurt benim yurdum! Bu yurt senin de yurdun! Yurduna sahip çık. Önce birlik olmak, çabalamak, inanak, dua etmek... Vatanından dualarını eksik etme, çabala. Ve önce birlik olmak... Unutma, büyük devletler önce savaş açtıkları devletin içini karıştırır, birliğini bozarlar... Şu an yapmaya çalıştıkları da bu... Dayan, boşa çıkar hileleri, korkma o hainlerden,  ben de müslümanım, bu yurt benim de yurdum diye haykır herkese... Ve bağır, bağır, insanları birlik olmaya çağır...

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır, bağır, cümle alem duyusun sesini. Allahuekber!

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Korksun düşmanlar, o korkaklar, hainler sesinden...

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

İş başa düştü... Bağır, Bağır, Bağır, titresin arş-ı ala;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bu görev hepimizin... Bu yurt hepimizin... Bu sorumluluk hepimizin... Onlar yenecek tek şey, imanımız ve birliğimiz... Bağır ki, coşsun yürekler;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır ki, gelsin Allah'ın yardımı;

BEN DE MÜSLÜMANI, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır ki, çağrına gelsin, vatanını seven, iman sahibi tüm yürekler, birlik olsun;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!
BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!
BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Çalkalansın, inlesin yer ve gök...

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Cüzdan Cüceleri

Dün cüzdanımdaki paraların tümünü kahve almaya harcadım!!!!!!!! Cidden. Bak inan bana sevgili günlük, valla harcadım diyorum. Dur dur, pişmiş kahve değil tabi, kuru kahve. Kahve pişirmeyi yeni öğrendim ya! Artık ablam bu yaz her akşam kahve içmek zorunda, ne yapalım kardeşi kahve pişirme deneyimi edinsin! 

Aslında kahve o kadar da pahalı değildi. Benim cüzdanımda az para kalmıştı.Tam 10 tl kalmıştı! Onu kahveye verdim. İnanabiliyor musun sevgili günlük, o son paralarım ne kadar değerli oluyor biliyorsun dimi? Bunları neden sana söylüyorum, çünkü ablama anlatsam "Anlatma da kahve boğazımızdan aşağı insin" der. Nasıl yani ben konuşurken kahve öylece boğazında mı kalıyor?!?! Anlamadım gitti. O zaman ablam boğulur eyvahhh! Neyse ben de dedim sana anlatayım. Ama ablam bunları okursa öyle bir sinirlenir ki, sakinleşmesi için hemen akik taşını getirmek zorunda kalırım. Ablam akik taşının sakinleştirici etkisini öğreneli beri, sinirlendi mi hemen akik taşını alır eline sakinler. Yani şöyle;


-Iıııh! (Ablam sinirlenince böyle yazıya geçirebileceğim, hani karetecilere benzeyen sesler çıkarır) Akik taşımı verinnn, Aslı akik taşımı getir çabuuuuk! Aslı şimdi kafana indiricem bak çok sinirlendim sinirim artıyo! Bana akik taşını vermezsen bir öfke bombasına dönüşebilirim! Akik taşımı verin, verin, verin ça... Ohhhh! (Ablama akik taşını verince buna benzer bir ses çıkarır. Hayır canım, akik taşı değil ablam çıkarıyor bu sesi)  

Böyle bir şey olabilir.

Ay neyse!

Bu arada yalan gibi olmasın, cebimdeki tek para 10 tl değildi. İki tane 1 tl'em ve kuruşşlarım vardı. Elliler, yirmi beşler, beşler ve onlar. Onlar mı kim? Tabii ki de cüzdan cüceleri!

Ablaların asla harçlık vermediğini biliyor muydunuz? Eğer ablanızla aynı evde yaşıyorsanız ve anne-babanız aynı işte çalışıp, yurtdışına her biri aylar süren iş gezilerine çıkmak zorundaysa, o zaman yandınız demektir! Çünkü anne-babanızın uzuun sürede bir posta ile gönderdiği paradan kendi payınızdakilerden aşırabildiklerinizle (Aşırabildiklerinizle diyorum çünkü ablalar onda sizin payınızın da olduğunu akıllarına bile getirmezler, akıllarına bir uğrasa bile uzaklaştırırlar.) ve anne-babanızın geldiklerinde verdikleri ufak bir miktarla yetinmek zorundasınızdır. 

İşte böyle çocukların ceplerine cüzdan cüceleri yerleşir!Cüzdan cücelerinin amacı para üretmektir! Var olan paraları dilimleyip, özel yapıları sayesinde hamur gibi açarak gerçeğinden farksız bir para haline getirirler! Bir parayı dört paraya çevirebilirler! Bunlar hayal değil sevgili günlük, gerçekten! Yoksa düşünsene benim gibi bir çocuk, nasıl kendine en kalitelisinden bir fotoğraf makinesi alabilirdi? Cüzdan cücelerinin fotoğrafını çekmek istemedim, fotoğraf birinin eline geçerse bu kişi fotoğraftakilerin gerçek halini isteyebilir ve deneyimlerime göre cücelerime el koyarak onları bilim adamı bilim adamı, gazete bürosu gazete bürosu gezdirirler. Ve onları kesip biçebilirler, içlerindekileri görmek uğruna! Bir keresinde balkonda tamı taına 12 bacaklı bir tırtıl bulmuştum. Onu beslemiş ve onunla arkadaş olmuştum. Ona pek çok şey öğretmiştim ve annemlere göstermiştim. (O sırada annem ve babam İtalya gezisinden dönmüşlerdi) Babam onun yeni bir tür olduğunu söyleyip elimden almıştı, onu bir daha görmedim. Bir pazar sabahı gazetede (pazar sabahları gazete lıyorum. Ablam pazar günleri kahve içmeme izin veriyor. Ben de  "12 bacaklı türün içinden PROF. DR. KOLGEZEN-BÖCEK BİLİMCİ'nin alyansı çıktı" diye bir altbaşlık görünce, tırtılıma yapacaklarını yaptıklarını anladım.

Ay konu gene nereye geldi dimi sevgili günlük!

İşin doğrusu cüzdan cücelerinden bahsediyorduk. Cüzdan cüceleri üzüme bayılır! Onlara her gün üzüm yediriyorum. Cebime attığım üzümler anında bitiyor. Üzüm biraz pahalı olsa da değmez mi günlük! Sonuç olarak günde yarım salkımdan fazla yemiyorlar.Ayrıca cebimdeki para dört katına çıkıyor her gün, çok mu?

Cüzdan cücelerinin cüzdanımda yaşşamasından o kadar memnunum ki! Arada bir cüzadanımda kıpırtılar hissetsem de alıştım artık. 

Neyse günlük baybay! Gelişmelerden haberdar ederim.

2 Ağustos 2015 Pazar

Köşe

Bir gün telefon rehberimde, uzun zaman yoldaşlık ettiğimiz Ece Hanım'ın numarasına rastladım. Ece Hanım, oldukça iyi kalpli biriydi, yalnızca bir kötü alışkanlığı vardı; sigara içmek!

Ece Hanım'ın nur topu gibi iki yavrusu vardı. İsimleri; Ceren ve Yaren. Tatlı mı tatlı, her insanın sahip olmak isteyeceği gibi, oyunbaz, neşeli iki çocuklardı. Ece Hanım'ı ise sigara konusunda defalarca uyarsam da bir kâr etmiyordu.

Numarayı çevirdim, onun sesini duymak bana iyi gelmişti. Pazar günü ufak bir cemiyetleri olacakmış; yengesinin oğlunun nişanı. Bir aile apartmanında oturuyorlarmış, bodrum katı da oldukça genişmiş. Cemiyet burada olacakmış, davet etti. Hem de görüşmüş oluruz dedi defalarca, çok ısrar edince gitmeye karar verdim.

Cemiyet için gittiğimde hem bodrum katın, hem arka bahçenin, hem kapının önünün tıka basa dolu olduğunu gördüm. Gelinin babası ünlü bir iş adamıymış. Kızın annesiyle tanışıp, "Hayırlı Olsun" dileklerimi ilettim. Ece Hanım'la da onunla da, Ece Hanım'ın yengesiyle de sohbetimiz bayağı koyulaştı. Bu arada birlikte oynaşan Ceren ve Yaren'i arada sırada kucağıma otutturuyor, onları seviyordum.

Gecenin ilerleyen saatlerinde içecek ikramı yapıldı. Hemen arkasından bir grup insan kalacağı yere dönmeye başladı. Salon boşalınca ve bütün oyunları bitince, Ceren ve Yaren sıkılmaya başlamışlardı. Az sonra Ece Hanım da izin iseyip;
-Ben şu köşeye kadar gidip geleyim, dedi.
Ev halkı, bunun sigara içme saati olduğunu anlamışlarsa da, Ceren ve Yaren önceden hep gizlice sıvışıldığından bunun anlamını kavrayamamışlardı. Hem de canları sıkıldığıdan;
-Anne biz de gelelim biz de lütfen, dediler.
Ece Hanım kem küm ederek onları başından savmaya çalışsa da çocuklar ısrarcıydı. En sonunda,
-Olmaz, diye kestirip attı.
Çocuklar sıkılgan sıkılgan oturdular bir köşeye. Ben de neşelerini yerine getirmek için Yaren'e yanaştım ve ona dokunarak;
-Ebe, dedim.
Bu onların keyfini yerine getirmişti. Gülüşerek ve çığlık atarak birbirlerini ebeleyip durdular. Yorulunca, bir köşe iliştiler ve nefeslendiler.

Ece Hanım, sigarasını içmiş, kendi rahatsız olmasa da kokusu geçsin diye üzerine parfüm şişesini boca etmiş gelmişti. Annelerine bakınca ikisi de, akıllarında bir şimşek çakmış gibi birbirlerine baktılar. Sonra Ceren kalktı ve;
-Ben köşeye kadar gidip geliyorum, dedi gülerek ve Yaren de onu kapıya kadar geçirdi. Kalkıp baktığımda;
Ceren dışarı çıkıp azcık yürüyor ve sonra koşarak gülerek içeri giriyor. Bu sefer Yaren aynı şeyleri yapıyor. Beraber gülüşüyorlar.

Şok olmuş bir biçimde Ece Hanım'ı ve diğer yanımızda oturanları çağırdım. Ece Hanım, utanarak içeri kaçtı. İki çocuğun oynunu bölmek istemesem de, onlara uzaklaşmamalarını söyledim. Ancak onlar oyuna kendilerini o kadar kaptırmıştı ki, dinlemediler bile. Ben, mecburen köpeklerin geleceğini söylediğimde birden havlamalar birbirine karıştı. Ceren ve Yaren havlıyordu. Güçlükle onları oyunlarından vazgeçirip beraber içeri girdiğimizde, Ece Hanım hayatında belki de ilk defa sigarayı bırakmaktan bahsediyordu.

31 Temmuz 2015 Cuma

Ağlayan Çınar

Bir çınar görmüştüm ben, insanlar ona ağlayan çınar diyordu. O da gayet neşeli bir çınardı, fakat ağlıyordu. Ağlama sebebi çok... Yıllarca nice olaylar görmüş. Geçmişe yanmaya gerek yok... Derdi fakat, ağlıyordu. Yılların yorgunluğuyla, bir pınar fışkırmıştı çınarın kalbinden, o ağlamazdı, üzgün de değildi. Aslında her canlının kalbinde pınar vardır, diyordu. Önemli olan, açıkkalpli olmaktır. Bir canlının kalbinde herkese, herşeye yer vardır. Yeterki açsın kalbini. Ve böylece fışkırsın pınarları. Yaşlı çınar, tecrubeli ve bilgiliydi. Kalbini açmanın kolay bir şey olmadığını da biliyordu.

Çınar, yılların şahidiydi. İnsanlar, bir dile gelse, kim bilir neler anlatır, dese de, o dile gelmişti zaten. Yıllardan beri de öyleydi. Aslında tüm canlılar konuşuyordu. Ama insanların çoğu, dinlemeyi bilmiyordu ki!

Ağlayan çınarın bir de efsanesi vardı. Ona belki de bu efsane ağır geliyordu. Doğru olmadığını biliyordu çınar; o ağlamıyordu zaten! Ağaçlar konuşur elbette, ama ağlamazlar onlar! Ağaçlar mutludurlar, onları üzseler bile, kendi yaşamlarındaki ufak mutlulukları yeter onlara. Bir ağaç için en büyük acı ise terkedilmek! Kuşlar bile terkederse ağacı; Ağaç, son bir yaşama gücüyle bağlanır dünyaya. Ancak asla bir ağaç tamamen terk edilmez. Onların hep bir yoldaşı vardır, ağaçlar terk edilecek gibi canlılar değillerdir! Bir ağacı kesseler bile o ağaç ölmez aslında, insanlara yararlı olduğu için sevinir hatta.

Ağlayan çınar, yıllarca yaşamıştı. Belki yıllarca daha yaşayacaktı. Geçmişle gelecek arasında bir köprü olacaktı Geçmişin müjdesini bugüne, bugünün çağıltısını yarınlara ileterek, mutlu bir biçimde, kalbi herkese açık, anlayana seve seve anlatarak, yıllara direnerek... Daha yıllarca yaşayacaktı. Evet evet, bu onun için büyük bir mutluluktu.

İşin doğrusu, çınardan ilk defa farklı bir biçimde bahsetmek, bana da iyi geldi. Çünkü, dallarıma konan kuşlara, yanıma gelen ve dinlemesini bilen insanlara, yakınımdan geçen kedilere, köpeklere,üzerime yuva yapmış kumrulara, hatta dibimde biten muştulu bir ota anlatırdım hep onu, anlatırken de elbette ondan "ben" diye bahsederdim...

30 Temmuz 2015 Perşembe

Bayan Q ve Biz

Bayan Q, mahallemize 2 yıl önce taşınan İngiliz hanım. Yalnız başına yaşıyor ve şaşılacak derecede harika türkçe konuşuyor. Türkçeyi bir mektup arkadaşlığı sitesinden öğrenmiş-amma da ilginç! Türkçe öğrendikten sonra, Türkiye hakkında bir araştırma yapmış, bu sefer Türkçe sitelere girmiş. Ve Türkiye hakkında bilmediği bir çok şey öğrenmiş-öyle diyor. Daha sonra da çok beğendiği Türkiye'ye taşınmış işte. Çok olağanüstü bir hikayesi var.

Bayan Q'nun asıl adı Cherrybl'mış. Cherrybl Q. Cherrybl'ın kiraz çiçeği demek olduğunu söylüyor; Cherry Blossom'ın kısaltılmışı olduğunu zannediyoruz. İngiltere'de herkes birbirine soyadıyla seslendiği için, ona Bayan Q olarak seslenmemizi istiyor-bence Cherrybl da oldukça güzel bir isim.

Bayan Q, sakin mahallemizin bir sakini, işin doğrusu pek de sakin olduğu söylenemez. Evden çıkma konusunda muazzam bir isteği olduğunu söylüyor, evde durduğu pek görülmüyor zaten. Türkiye'yi keşfetmek~keşfetmek~keşfetmek istiyormuş ve bunun için de evde durmak istemiyormuş. Bayan Q'nun günleri, hiç de sıradan geçmiyor yani.

Bayan Cherrybl Q, sabah erkenden uyanıp, ekmek almaya gidiyor. Aslında bizim mahallede olan fırına, bisikletiyle yolu uzatarak ulaşıyor. Önce aşağı mahalleye, aşağı mahalleyi turlayıp yukarı mahalleye, yukarı mahalleyi turlayıp bizim mahalleye, bizim mahalleyi turlayıp fırına. Bu sabah gezilerine bayıldığını söyler durur, her sabah kedilerin, köpeklerin, yeni uyanan insanların, kuşların, böceklerin hatta bitkilerin hareketlerini görmek hoşuna gidiyormuş. Bazen için acaba bitkiler de mi sabah sporu yapıyor diye düşünüyorum. Bir de köpekler sabah temizliği yaparken yalnızca g t y ve u harflerinden oluşan değişik sesler mi çıkarır diye. Anlayacağınız, Bayan Q hafif kaçık bir kadın. Bu yüzden biz çocuklar onu çok severiz-o da bizi.

Bayan Q, bisiklet turundan eve dönmeden önce alışverişini yapıyor. Bu alışverişe sabah alışverişi diyor. Aslında öğle alışverişi, ikindi alışverişi, akşam alışverişi yaptığı yok. Yalnızca sabahları-ama her sabah.

Bayan Q'nun evinde yemek masası yok, ufak piknikler düzenlemeye bayılır o. Sabah, alışverişlerini ve ekmeğini alıyor, birinin evine misafir olarak gidiyor, "Bu gün kahvaltınız benden" diyor ve alışverişleriyle kahvaltı hazırlıyor. Sonra da birlikte kahvaltı ediyorlar, işte hazır!

Kahvaltıdan sonra masayı da topluyor Bayan Q. Daha sonra da Jale Hanım Teyze'nin kızı Su'yu okula bırakıyor-mahalleli büyükler ona güveniyor. Eğer birinin annesi çocuğunu okula bırakamayacak kadar meşgul olursa ya da servisle giden biri servisini kaçırırsa, Su'yla birlikte onu da okula götürüyor Bayan Cherrybl Q. Okula kadar birlikte yürüyor. Bu yolculuklar genellikle eğlenceli geçiyor-bazılarımız Bayan Q ile birlikte okula gitmek için bilerek servisi kaçırıyoruz. Bayan Q, eğlenceli bir kadın, bizi hep eğlendiriyor. Hem de servis arkadaşlarımızdan da çok.

Bayan Q, bizi okula bıraktıktan sonra evine dönüyor, ama yalnızca bisikletini alıp hemen dışarı çıkıyor. Onun arabası yok, yalnızca bayanlara özel tasarlandığı üzerinde kocaman yazan bir dağ bisikleti var. Bayan Cherrybl Q, bu aşamada geziyor. Ormana, bisiklet yoluna, mahalle parkına, avm'lere, kaykay gösterilerinin yapıldığı bir meydana hatta bazen Şehir Akvaryum Müzesine bile gidiyor. Bu gezileri de tamamladıktan sonra, kısa bir süreliğine evine geçip, "harika atıştırmalıklar fırınlıyor". Bu atıştırmalıklar her şey olabiliyor; renkli pet bardaklarda ikram edilen makarna salataları, üzeri şekerlemelerle süslenmiş kurabiyeler, paketlenmiş, kavrulmuş çerezler, ufak hamburger ekmeklerine hazırlanmış sosisli sandviçler, çikolata soslu mini kağıtlı kekler ve daha neler neler yapabiliyor Bayan Q!

Daha sonra bizi okuldan alıp, yürüyerek mahallemize getiriyor, bu aşama çok eğlenceli-bize göre de ona göre de. Böyle zamanlarda sokakta oynarız, Bayan Q da jet ski kursuna gidiyor. Kulağa çok saçma geldiğini biliyorum ama Bayan Q, daha ilk haftasından itibaren Jet Ski ustalarına taş çıkarmaya başladı!

Çok gecikmeden evine geliyor Bayan Cherrybl Q. Biz de evine dönmesini dört gözle bekliyoruz-biraz oburuzdur da. Ama Bayan Q'nun harika atıştırmalıklarına dayanmak ne mümkün! Onunla birlikte o harikaları yiyoruz. Daha sonra Bayan Cherrybl Q, atıştırmalıkların tepsisini evine götürüyor ve geri geliyor. Oyunumuza katılıyor, bize İngiltere'deyken büyük kuzeni Ellie'den öğrendiği fıkralar anlatıyor, bilmeceler soruyor. Sıklıkla eğlenceli etkinlikler düzenliyor. Bu etkinlikler, bisiklet turları, piknikler, aquapark gezileri, "Meraklısına Yatak Düzeni" adlı bir kitaptan yatak düzeni dersleri, hiç ilgisi olmasa da histoloji çalışmaları yapılan yerlere düzenlenen seyahatler, voleybol oynarken yeni kelimler öğrenme antremanları, dondurma yerken denizde en çok taşı kim sektirecek yarışmaları, kitap okuma saatleri, tiyatro ve sinema etkinlikleri izleme vb. ile oldukça güzel zamanlar geçiriyoruz-hepimizin bunun için izni var.

Bu eğlenceli vakitlerin ardından Bayan Q, bisikletiyle akşam yemeği almaya gidiyor, annesinin ve babasının keyifleri yerinde olan kişiler, ona eşlik etme izni alıyor. Bisikletlerini kapıp gidiyorlar, Bayan Cherrybl Q, kendisine eşlik eden birisinin bisikleti yoksa, sanki ne kadar düşünceli olduğunu kanıtlamak ister gibi, o akşam yürümek istediğini söylüyor.

Bayan Q, akşam yemeğini genelde evinde yer, bazen pikniğe gittiği ya da fazladan yiyecek alıp, bir ailenin akşam yemeğini karşıladığı oluyor elbette. Geceleyin de evinde yatmayı tercih ettiğini biliyoruz, ama yine de kamp yapmayı seviyor. Birinin evine kalmaya gitmekten hoşlanmıyor, ama tabii ki yük olmak istememesinden bu.

Onun en büyük hayali karavan almakmış. Bir de bisikletiyle Türkiye'yi dolaşmak. Karavan alınca bizi arkasına atacakmış. Hep beraber Türkiye'yi dolaşacakmışız. Annemin izin vereceğini sanmıyorum. Hem, Bayan Q'nun ehliyeti olup olmadığı bile belirsiz.

Bayan Cherrybl Q, oldukça iyi biri. Çok da eğlenceli, insanın onun yanındayken sıkılması imkansız.Onu çok seviyoruz-onun harika atıştırmalıklarını yemeyi, sabah kahvaltısına ya da akşam yemeğine bize gelmesini, okula birlikte gitmeyi ve okuldan birlikte dönmeyi, düzenlediği etkinliklerle eğlenmeyi, yemeğini almaya giderken ona eşlik etmeyi- her şeyiyle seviyoruz Bayan Q'yu. Ama düşünüyorum da, sanırım en çok sevdiğimiz şey, Cumartesi günleri onunla beraber Jet Skı yapmak...

Hoşçakalın!

25 Temmuz 2015 Cumartesi

Aklımdan Geçip Gidenler

Kayıp gidiyor kelimeler, ortaya şiir çıkana dek.
Bu şiiri yazmak için sarfedilen onca emek.
Anında yazıyorum, durmuyor parmaklarım.

Şiir ayrı bir dünya, aklından geçenler ve sen,
Herşeyimizi saklayan DNA, şifresi ve gen.
Psikoloji denilen o ilginç şey ve bilinçaltı.

İlginç duygular içinde yüzmek deneyimi,
Bu şeyi şiir yazarken, denemeye değer mi.
Okuyun, dinleyin, anlayın duygularımı.

Ay doğar kalbinize bazen, bahar gelir,
Mutluluk kaplar, her bir zerreniz sevinir.
Yaz yağmuruyla sırılsıklam olmak gibi.

Güneş en neşeli ışıklarını yolluyor,
Işıltı dolu her yer, her şey parlıyor.
Aydınlık ne güzel bir nimettir.

Birbirine bağlı olan kalpler,
Onları bağlayan şey, görünmez ipler.
Sevginin gücüne göre sağlamlaşırlar. 

Asıl bir konu varsa, her şey fani,
Cennette mevcuttur bu güzellerin en güzeli.
Ebedi mutluluk, huzur ve cennet müjdesi.