7 Kasım 2015 Cumartesi

Whats App'ta Nasıl Rezil Olunur?

Merhaba Arkadaşlar, Merhaba Sevgili Takipçilerim!
Sayenizde 1255 olmuşuz! Siteme şimdiye kadar 1255 kişi girmiş! Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler canlarımmm! Nasıl mutlu ettiniz beni! Böyle devam edersek seneye 2000 oluruz inşaallah! Bu biraz benim de devamlılığıma bağlı. Ve yine yeni bir yazımla sizlerleyim!

Evet konumuz Whats App. Whats App en meşhur mesajlaşma uygulamalarından biri herhalde. Onunla ilgili yazılar yazıldı, durum mesajları siteleri açıldı. Ve sıra bende. Whats App ta nasıl rezil olunur?

Whats App durumunuza "Uyuyor" yazıp, onu 1 ay boyunca değiştirmeyi unutunca,

Biri telefonunuzu gizlice alıp, profil fotoğrafınızı ve durumunuzu gülünç bir şey yapınca,

Biri gizlice telefonunuzu alıp, durumunuzu değiştirip, altına da kimin değiştirdiğini anlayıp gıcık etmek için altına da adını yazınca,

Çektiğiniz fotoğrafı veya yazdığınız yazıyı yanlış kişiye gönderince,

Profil fotoğrafını seçerken yanlışlıkla gülünç bir fotoğrafa tıklayınca,

Selfie çekinip, arkadaşınıza Whats App tan atacağınızı söyleyip, bir yandan poz verip, diğer yandan gizlice karşıdaki kişiyi çekerken  ön kameranızın olmadığı ortaya çıkınca,

Ön kameranız yoksa selfie çekmeye kalkışıp, saçma sapan çıkan fotoğrafı yanlışlıkla yollayınca,

Havalı olmak için slm yazmak yerine slk yazınca,

Q klavyeyi adınız gibi bildiğinizden klavyeye bakmadan yazdığınızı yazıştığınız arkadaşınıza kanıtlamaya çalışırken klavyenizi F olarak değiştirdiğinizi unutunca,

En sevdiğiniz arkadaşınızın telefonunu isteyen diğer en sevdiğiniz arkadaşınıza kişi atarken o arkadaşınızı "Aşkım" yada "Canım" "Biricik Dostum" olarak kaydettiğiniz ortaya çıkınca,

 Pek çok mesaj geldiğini görüp, daha okumadan "Ayy görmemişim yaa telefonum çok mesaj gelince kendini otomatik sessize alıyor rahatsız olmayayım diye " şeklinde espiriler yapıp, mesajları okuyunca arkadaşınızın size bozuştuğunuzu ilan ettiğini görünce,

Whats App tan acil mesaj beklerken 3 tane reklam mesajı gelince,

Arkadaşınız telefon numaranızı isteyince "Akşama Whats App tan mesaj atıp kendini tanıt da ben de seni kaydedeyim" şartıyla verince, akşam tanınmayan numaradan gelen ilk "Slm" yazan mesaja "Tmm canım kaydettim numaranı" deyip sonradan kaydettiğiniz o numaranın size yanlışlıkla mesaj atan biri olduğunu öğrenince,

₪ REZİL OLURSUNUZ!

Evet arkadaşlar, yazımız burada bitiyor. Bazı maddelerin ince esprileri var, anlamamış olabilirsiniz. Anlamanız için yardımcı olmaya hazırım.




4 Ekim 2015 Pazar

Çarpım Tablosu Sayesinde

Arkadaşlar çarpım tablosu hepimizin korulu rüyası. Veya korkulu rüyasıydı. Aslında çok da zor bir şey değil ama öğretmenin sorması insanda garip ve korkunç bir ruh hali oluşturuyor!!! Evde annem sorunca gayet rahat cevaplayabildiğim bu sorular, öğretmen sorup, sormadan önce "Çat diye bilmeniz gerekir. Bilemeyene eksi vericem" dediğinde korkumuz katlanarak artıyor! Bir de başlarda kalkarsanız ve sizden önceki bilemediyse, bir panik olursunuz ki! Bu yüzden bilseniz bile bu panik sizde çarpım tablosunu zor bir şey olarak algılamanızı sağlar.
Bakın çarpım tablosunun bu korkusu nelere sebep oldu;
+ Evet gördüğünüz gibi sabahın köründe size yazı yazıyorumm!
+ Gece sabaha kadar canımız uykumuzdan feragat edip, o korkuyla durmadan çalışırız!
+ Bu korkudan artık yazılıları çook sevmeye ve kolay görmeye başladım! Çünkü bu benim ilk sözlümdü ve ilk sözlümde bile canım çıktı!
+ Evet doğru okudunuz yazılıları sevmeye başladım!
+ Binlerce çalışma tekniği uydurdum!

Çarpı tablosuna teşekkür mü etmeliyim?

6x7=42

4x9=36

KLAVYEDE NASIL ÇARPI İŞARETİ KONULUR?
Ben bilmiyorum. Küçük iks işareti (x) koyuyorum. Onun haricinde başlat menüsünde karakter eşlem diye arayın. O programı açın ve en alttaki "Aranan" yerine "Multiplication Sign" yazın. Bulduğunuz işareti tıklayın, "Seç" e basın ve kopyalayın. Bu uzun yolu, ben direk iks (x) yazmayı tercih ederim. × Uzun yol ile yapınca bu şekilde oluyor. ×

ÇARPIM TABLOSUNU NEDEN 1. SINIFTA DEĞİL DE 5. SINIFTA EZVERLİYORUZ?
1. sınıfta ritmik saymaları ezverleriz. Buna da çarpım tablosu deriz :-) İşte bu yüzde 5. sınıfa kadar biri bize ne zaman çarpım tablosu sorsa parmaklar kıpırdar, ama biliriz. 5. sınıfta ise artık "büyümüşüzdür" ve "çarpım tablosunda ritmik saymayla zaman kaybetmemeliyizdir". Ve bu yüzden başlarız;
8x7=56
8x7=56

4x5=20
4x5=20

9x8=72
9x8=72

İşte Böyle Arkadaşlar! Yapacak bir şey yok!
Görüşmek Üzere!

10 Eylül 2015 Perşembe

Ann Burnu Efsanesi

Efsanelerden bir efsanedir bu da... Ann burnu da burunlardan bir burun. Neresi dersen, güney kutbunun doğu taraflarında. Görebilirsin aşağıdaki haritada;

Anladığınız gibi, Ann Burnu ünlü bir yer değil. Dahası, küçücük bir yer. En küçük daire ile işaretlidir bu burun. Ama hikayesi de pek ilginç;

Bir zamanlar, Ice (Ays) isimli bir genç yaşardı. Ice: yani buz. Ice ekvatora çok yakın yaşardı. Bu nedenle ülkesi çok sıcaktı. Çocukken büyük zevki, ekvatorun olduğu söylenilen yerde, aslında görünmeyen düz çizginin, dünyayı ortadan ikiye bölen ekvatorun üzerinde yürümekti. Ekvatora basmadan diğer yanına atlamak... Ekvatorun diğer kısmında, uzaklarda neler olduğunu hayal eder, gitmek isterdi. Ice büyüdükçe ismi ile müsemma oldu. Yani, soğuk bir insan değil, buzlara aşık olan bir insan. Dünyanın güneyinde bir sürü buz olduğunu öğrendi. Hayatında hiç buz görmemişti. Gerek buz aşkı, gerek dünyada başka yerde neler olduğu merakı onu oraya çekiyordu. Bu arada Ice, güzeller güzeli bir kıza aşık oldu. Kız da ona ısındı. Kızın adı Ann idi ve burnu da pek güzeldi. Ne kemerli, ne de çok dik... Ice ile evlenmeyi düşünüyorlardı. Ice'ın kalbindeki Ann'e ve buza olan aşkı gittikçe büyüyordu. Ama Ann, denizi sevmiyordu. O, soğuktan da hoşlanmıyordu. Ice, ona bu emelini açıklayınca bu hiç hoşuna gitmemişti. Ice, iki ateş arasında kalmış, ikisine de kavuşamıyor, yüreğindeki iki aşkıyla eriyor, eriyordu. Günün birinde Ice, artık dayanamadı. Gizli gizli kutuplara gitmeye karar verdi ve bir gemi bulup yola çıktı. Bu arada Ann, gizli de gitse onun yola çıktığını öğrendi ve dört bir yana güvercinlerle haber saldı. Güvercinlerin hepsi Ice'ı arıyordu. En sonunda biri buldu ve Ann'ın tehdit dolu mektubunu Ice'a verdi. Ice, çok üzülmüştü. Çünkü Ann, hemen geri gelmezse onu kalbinden sileceğini söylüyordu. Ice, yeniden yanmaya başladı. Ama bu kadar yola çıktığı halde, geri dönemedi ve Ann'ın belki kendisini af edebileceğini düşündü. Yine de yana yana yoluna devam etti. Biri, vazgeçmek zorunda kaldığı Ann'ın aşkıydı, biri de buzulların aşkı. Ice sonunda ilk defa buz gördü. Buzu çok sevmişti. Ama Ann'i unutması imkansızdı. Keşfettiği yerlerden birinin adını Ann Burnu koydu. Buza ayak bastığı anda yeteri kadar kalın giyinmediği için dondu. Donarken bile Ann, Ann diye çığlıklar attı. Buz aşkı Ice'yi öldürmüştü. Ama Ice, ölürken bile aşkı Ann'in adını sayıklamıştı. Manzara içler acısıydı. Tayfaları onu kurtaramayınca acıyı kalplerinde ekvatora götürdüler. Ann, durumu öğrenince ağladı, ağladı. Daha sonra herkes karşı çıksa da, tayfalardan rica etti ve Ann Burnu'na doğru yola çıktı. Yol boyunca ağladı. Hiç susmadı. Ann Burnu'na varınca Ice'ın donmuş bedenini gördü ve Ice, Ice diye çığlık atarak kendini buza attı. O güçlü tayfalar bile durduramadı onu ve aşkını. Ann, gidip Ice'ın boynuna sarıldı. O da yüzünde sevdiğine kavuşmanın tebessümü, oracıkta dondu. Tayfalar, dönüşte kendilerini tutamayıp, ağladılar, ağladılar. Ann ve Ice'ın birbirlerine kavuşma günü 8 Mayıs'tır. Kutuplarda denizin 8 Mayıs'larda gözyaşından kabardığı söylenir. 
Derler ki, Ann Burnu'nda hala birbirlerine sarılmış iki buzdan heykel gibi durur Ann ve Ice.

Vatan Sana Canım Feda

Vatanımız, cennet vatanımız! Vatanımıza göz koyanlar var! Vatanımızı bölmek isteyenler... Her gün şehit haberleri geliyor. Bir gün de gelmese diyoruz... Askerlerimiz, vatanımız için çok... Çok dua etmek. Elbette yapmamız gereken tek şey bu değil. Ne yani, cepheye gidip savaşalım mı diyenler... Gerekirse savaşmaz mısınız? Savaşmak dışında yapabileceğimiz şeyler de var elbette. Devlet gerekeni düşünür, yapar deme, sen de düşünsen, beynin mi çatlar? Normalde böylesine sert konuşmam kimseye, ama bahis cennet vatan olunca... Ne desem az vallaha.
İsrail malı denilenleri tüketmeyi kim bıraktı? İsrail, ülkemize göz diken ülkelerden biri. Biri yalnızca... Onların ekonomisine destek vererek yalnızca zarara uğrarız. Zaten vücudumuz için de zararlı şeyler satıyor. Yavaş yavaş zehirliyor bizi... Böyle şeyler yokken, yani eskiden kanser mi varmış? Bırak tüketmeyi, her hali zarar onların...
Hey sen, elindeki tabletle oynayan, beni dinlemeyen, umursamayan kardeş! O oyunları beynini yıkamak, o mübarek islam duygusunu atmak isteyenler yaptı. Bir nevi tuzak... Sen eğleniyor zannediyorsun da, sonra ruhum daralıyor diyorsun... Ben sildim attım oyunlarımı... Hem beynimi yıkıyor, hem ruhumu zehirliyor yavaş yavaş, hem zamanımı yiyiyor... Çok kurnaz bu oyunlar, çok... Oyun oynamak elbet yararlı, amma... Düzgün oyunlar... O oyunlar beynini aynı zamanda zehirliyor! Onu radyasyona maruz bırakıyor! Doğrusu, sen bırakmıyorum dersen, sil at oyunlarını, silemem diyen, tabletini ver, ben sileyim...
Biz zamane gençliğiz... Milletimizin gelecek umudu. Fatih Sultan Mehmed, daha küçücük bir çocukken İstanbul haritaları çiziyor, nereden çıkartma yapacağını hesaplıyordu... Eee, kaç yıllık padişahların fethedemediği İstanbul'u 21 yaşında böylece fethedebildi... O Fatih Sultan Mehmed'miş, ben sıradan bir çocuğum diyen... O fetih planları yaparken, ondan önce tahta çıkacak iki ağabeyi vardı... O en küçük şehzadeydi... Hem o zaman padişah bile olmamış, saray bahçesinde oyunlar oynayan bir çocuktu... Ama her oynunda, kendini İstanbul Fatihliğine hazırlıyordu. Bizim gibi beynini yıkamıyordu o... Böylece gitti, İstanbul'u aldı... Fatih oldu, fetheden oldu, bunu haketmişti...
Tüm arkadaşların oynuyorsa, daha iyi. Bir iyi davranışı yapabilen tek kişi olarak gururlanmak senin de hakkın olur o zaman. Tabii aşırıya kaçmadan... Yollarda dahi kasıla kasıla yürürüm diyorsan, beynini yıkamaya devam etmen bile senin için daha iyi olur!
Ey kardeş! Vatanı kurtarmak bize mi kaldı deme! Her şeyde demokrasi, neden istediğim olmuyor, devletle ben eşitim diyen halk çünkü. Öyleyse düşünmesi gerekenler arasında da halk var. Vatanı bir kişi kurtaramaz ki... Bakma tarihi yazanlar güçlülerdir, dahilerdir diyenlere. Tarihi yazanlar onlar olabilir ama tarihe adını yazdıranlar birlik olan, imanlı olandır.
Ben de müslümanım, bu yurt benim yurdum! Bu yurt senin de yurdun! Yurduna sahip çık. Önce birlik olmak, çabalamak, inanak, dua etmek... Vatanından dualarını eksik etme, çabala. Ve önce birlik olmak... Unutma, büyük devletler önce savaş açtıkları devletin içini karıştırır, birliğini bozarlar... Şu an yapmaya çalıştıkları da bu... Dayan, boşa çıkar hileleri, korkma o hainlerden,  ben de müslümanım, bu yurt benim de yurdum diye haykır herkese... Ve bağır, bağır, insanları birlik olmaya çağır...

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır, bağır, cümle alem duyusun sesini. Allahuekber!

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Korksun düşmanlar, o korkaklar, hainler sesinden...

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

İş başa düştü... Bağır, Bağır, Bağır, titresin arş-ı ala;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bu görev hepimizin... Bu yurt hepimizin... Bu sorumluluk hepimizin... Onlar yenecek tek şey, imanımız ve birliğimiz... Bağır ki, coşsun yürekler;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır ki, gelsin Allah'ın yardımı;

BEN DE MÜSLÜMANI, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Bağır ki, çağrına gelsin, vatanını seven, iman sahibi tüm yürekler, birlik olsun;

BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!
BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!
BEN DE MÜSLÜMANIM, BU YURT BENİM DE YURDUM!

Çalkalansın, inlesin yer ve gök...

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Cüzdan Cüceleri

Dün cüzdanımdaki paraların tümünü kahve almaya harcadım!!!!!!!! Cidden. Bak inan bana sevgili günlük, valla harcadım diyorum. Dur dur, pişmiş kahve değil tabi, kuru kahve. Kahve pişirmeyi yeni öğrendim ya! Artık ablam bu yaz her akşam kahve içmek zorunda, ne yapalım kardeşi kahve pişirme deneyimi edinsin! 

Aslında kahve o kadar da pahalı değildi. Benim cüzdanımda az para kalmıştı.Tam 10 tl kalmıştı! Onu kahveye verdim. İnanabiliyor musun sevgili günlük, o son paralarım ne kadar değerli oluyor biliyorsun dimi? Bunları neden sana söylüyorum, çünkü ablama anlatsam "Anlatma da kahve boğazımızdan aşağı insin" der. Nasıl yani ben konuşurken kahve öylece boğazında mı kalıyor?!?! Anlamadım gitti. O zaman ablam boğulur eyvahhh! Neyse ben de dedim sana anlatayım. Ama ablam bunları okursa öyle bir sinirlenir ki, sakinleşmesi için hemen akik taşını getirmek zorunda kalırım. Ablam akik taşının sakinleştirici etkisini öğreneli beri, sinirlendi mi hemen akik taşını alır eline sakinler. Yani şöyle;


-Iıııh! (Ablam sinirlenince böyle yazıya geçirebileceğim, hani karetecilere benzeyen sesler çıkarır) Akik taşımı verinnn, Aslı akik taşımı getir çabuuuuk! Aslı şimdi kafana indiricem bak çok sinirlendim sinirim artıyo! Bana akik taşını vermezsen bir öfke bombasına dönüşebilirim! Akik taşımı verin, verin, verin ça... Ohhhh! (Ablama akik taşını verince buna benzer bir ses çıkarır. Hayır canım, akik taşı değil ablam çıkarıyor bu sesi)  

Böyle bir şey olabilir.

Ay neyse!

Bu arada yalan gibi olmasın, cebimdeki tek para 10 tl değildi. İki tane 1 tl'em ve kuruşşlarım vardı. Elliler, yirmi beşler, beşler ve onlar. Onlar mı kim? Tabii ki de cüzdan cüceleri!

Ablaların asla harçlık vermediğini biliyor muydunuz? Eğer ablanızla aynı evde yaşıyorsanız ve anne-babanız aynı işte çalışıp, yurtdışına her biri aylar süren iş gezilerine çıkmak zorundaysa, o zaman yandınız demektir! Çünkü anne-babanızın uzuun sürede bir posta ile gönderdiği paradan kendi payınızdakilerden aşırabildiklerinizle (Aşırabildiklerinizle diyorum çünkü ablalar onda sizin payınızın da olduğunu akıllarına bile getirmezler, akıllarına bir uğrasa bile uzaklaştırırlar.) ve anne-babanızın geldiklerinde verdikleri ufak bir miktarla yetinmek zorundasınızdır. 

İşte böyle çocukların ceplerine cüzdan cüceleri yerleşir!Cüzdan cücelerinin amacı para üretmektir! Var olan paraları dilimleyip, özel yapıları sayesinde hamur gibi açarak gerçeğinden farksız bir para haline getirirler! Bir parayı dört paraya çevirebilirler! Bunlar hayal değil sevgili günlük, gerçekten! Yoksa düşünsene benim gibi bir çocuk, nasıl kendine en kalitelisinden bir fotoğraf makinesi alabilirdi? Cüzdan cücelerinin fotoğrafını çekmek istemedim, fotoğraf birinin eline geçerse bu kişi fotoğraftakilerin gerçek halini isteyebilir ve deneyimlerime göre cücelerime el koyarak onları bilim adamı bilim adamı, gazete bürosu gazete bürosu gezdirirler. Ve onları kesip biçebilirler, içlerindekileri görmek uğruna! Bir keresinde balkonda tamı taına 12 bacaklı bir tırtıl bulmuştum. Onu beslemiş ve onunla arkadaş olmuştum. Ona pek çok şey öğretmiştim ve annemlere göstermiştim. (O sırada annem ve babam İtalya gezisinden dönmüşlerdi) Babam onun yeni bir tür olduğunu söyleyip elimden almıştı, onu bir daha görmedim. Bir pazar sabahı gazetede (pazar sabahları gazete lıyorum. Ablam pazar günleri kahve içmeme izin veriyor. Ben de  "12 bacaklı türün içinden PROF. DR. KOLGEZEN-BÖCEK BİLİMCİ'nin alyansı çıktı" diye bir altbaşlık görünce, tırtılıma yapacaklarını yaptıklarını anladım.

Ay konu gene nereye geldi dimi sevgili günlük!

İşin doğrusu cüzdan cücelerinden bahsediyorduk. Cüzdan cüceleri üzüme bayılır! Onlara her gün üzüm yediriyorum. Cebime attığım üzümler anında bitiyor. Üzüm biraz pahalı olsa da değmez mi günlük! Sonuç olarak günde yarım salkımdan fazla yemiyorlar.Ayrıca cebimdeki para dört katına çıkıyor her gün, çok mu?

Cüzdan cücelerinin cüzdanımda yaşşamasından o kadar memnunum ki! Arada bir cüzadanımda kıpırtılar hissetsem de alıştım artık. 

Neyse günlük baybay! Gelişmelerden haberdar ederim.

2 Ağustos 2015 Pazar

Köşe

Bir gün telefon rehberimde, uzun zaman yoldaşlık ettiğimiz Ece Hanım'ın numarasına rastladım. Ece Hanım, oldukça iyi kalpli biriydi, yalnızca bir kötü alışkanlığı vardı; sigara içmek!

Ece Hanım'ın nur topu gibi iki yavrusu vardı. İsimleri; Ceren ve Yaren. Tatlı mı tatlı, her insanın sahip olmak isteyeceği gibi, oyunbaz, neşeli iki çocuklardı. Ece Hanım'ı ise sigara konusunda defalarca uyarsam da bir kâr etmiyordu.

Numarayı çevirdim, onun sesini duymak bana iyi gelmişti. Pazar günü ufak bir cemiyetleri olacakmış; yengesinin oğlunun nişanı. Bir aile apartmanında oturuyorlarmış, bodrum katı da oldukça genişmiş. Cemiyet burada olacakmış, davet etti. Hem de görüşmüş oluruz dedi defalarca, çok ısrar edince gitmeye karar verdim.

Cemiyet için gittiğimde hem bodrum katın, hem arka bahçenin, hem kapının önünün tıka basa dolu olduğunu gördüm. Gelinin babası ünlü bir iş adamıymış. Kızın annesiyle tanışıp, "Hayırlı Olsun" dileklerimi ilettim. Ece Hanım'la da onunla da, Ece Hanım'ın yengesiyle de sohbetimiz bayağı koyulaştı. Bu arada birlikte oynaşan Ceren ve Yaren'i arada sırada kucağıma otutturuyor, onları seviyordum.

Gecenin ilerleyen saatlerinde içecek ikramı yapıldı. Hemen arkasından bir grup insan kalacağı yere dönmeye başladı. Salon boşalınca ve bütün oyunları bitince, Ceren ve Yaren sıkılmaya başlamışlardı. Az sonra Ece Hanım da izin iseyip;
-Ben şu köşeye kadar gidip geleyim, dedi.
Ev halkı, bunun sigara içme saati olduğunu anlamışlarsa da, Ceren ve Yaren önceden hep gizlice sıvışıldığından bunun anlamını kavrayamamışlardı. Hem de canları sıkıldığıdan;
-Anne biz de gelelim biz de lütfen, dediler.
Ece Hanım kem küm ederek onları başından savmaya çalışsa da çocuklar ısrarcıydı. En sonunda,
-Olmaz, diye kestirip attı.
Çocuklar sıkılgan sıkılgan oturdular bir köşeye. Ben de neşelerini yerine getirmek için Yaren'e yanaştım ve ona dokunarak;
-Ebe, dedim.
Bu onların keyfini yerine getirmişti. Gülüşerek ve çığlık atarak birbirlerini ebeleyip durdular. Yorulunca, bir köşe iliştiler ve nefeslendiler.

Ece Hanım, sigarasını içmiş, kendi rahatsız olmasa da kokusu geçsin diye üzerine parfüm şişesini boca etmiş gelmişti. Annelerine bakınca ikisi de, akıllarında bir şimşek çakmış gibi birbirlerine baktılar. Sonra Ceren kalktı ve;
-Ben köşeye kadar gidip geliyorum, dedi gülerek ve Yaren de onu kapıya kadar geçirdi. Kalkıp baktığımda;
Ceren dışarı çıkıp azcık yürüyor ve sonra koşarak gülerek içeri giriyor. Bu sefer Yaren aynı şeyleri yapıyor. Beraber gülüşüyorlar.

Şok olmuş bir biçimde Ece Hanım'ı ve diğer yanımızda oturanları çağırdım. Ece Hanım, utanarak içeri kaçtı. İki çocuğun oynunu bölmek istemesem de, onlara uzaklaşmamalarını söyledim. Ancak onlar oyuna kendilerini o kadar kaptırmıştı ki, dinlemediler bile. Ben, mecburen köpeklerin geleceğini söylediğimde birden havlamalar birbirine karıştı. Ceren ve Yaren havlıyordu. Güçlükle onları oyunlarından vazgeçirip beraber içeri girdiğimizde, Ece Hanım hayatında belki de ilk defa sigarayı bırakmaktan bahsediyordu.

31 Temmuz 2015 Cuma

Ağlayan Çınar

Bir çınar görmüştüm ben, insanlar ona ağlayan çınar diyordu. O da gayet neşeli bir çınardı, fakat ağlıyordu. Ağlama sebebi çok... Yıllarca nice olaylar görmüş. Geçmişe yanmaya gerek yok... Derdi fakat, ağlıyordu. Yılların yorgunluğuyla, bir pınar fışkırmıştı çınarın kalbinden, o ağlamazdı, üzgün de değildi. Aslında her canlının kalbinde pınar vardır, diyordu. Önemli olan, açıkkalpli olmaktır. Bir canlının kalbinde herkese, herşeye yer vardır. Yeterki açsın kalbini. Ve böylece fışkırsın pınarları. Yaşlı çınar, tecrubeli ve bilgiliydi. Kalbini açmanın kolay bir şey olmadığını da biliyordu.

Çınar, yılların şahidiydi. İnsanlar, bir dile gelse, kim bilir neler anlatır, dese de, o dile gelmişti zaten. Yıllardan beri de öyleydi. Aslında tüm canlılar konuşuyordu. Ama insanların çoğu, dinlemeyi bilmiyordu ki!

Ağlayan çınarın bir de efsanesi vardı. Ona belki de bu efsane ağır geliyordu. Doğru olmadığını biliyordu çınar; o ağlamıyordu zaten! Ağaçlar konuşur elbette, ama ağlamazlar onlar! Ağaçlar mutludurlar, onları üzseler bile, kendi yaşamlarındaki ufak mutlulukları yeter onlara. Bir ağaç için en büyük acı ise terkedilmek! Kuşlar bile terkederse ağacı; Ağaç, son bir yaşama gücüyle bağlanır dünyaya. Ancak asla bir ağaç tamamen terk edilmez. Onların hep bir yoldaşı vardır, ağaçlar terk edilecek gibi canlılar değillerdir! Bir ağacı kesseler bile o ağaç ölmez aslında, insanlara yararlı olduğu için sevinir hatta.

Ağlayan çınar, yıllarca yaşamıştı. Belki yıllarca daha yaşayacaktı. Geçmişle gelecek arasında bir köprü olacaktı Geçmişin müjdesini bugüne, bugünün çağıltısını yarınlara ileterek, mutlu bir biçimde, kalbi herkese açık, anlayana seve seve anlatarak, yıllara direnerek... Daha yıllarca yaşayacaktı. Evet evet, bu onun için büyük bir mutluluktu.

İşin doğrusu, çınardan ilk defa farklı bir biçimde bahsetmek, bana da iyi geldi. Çünkü, dallarıma konan kuşlara, yanıma gelen ve dinlemesini bilen insanlara, yakınımdan geçen kedilere, köpeklere,üzerime yuva yapmış kumrulara, hatta dibimde biten muştulu bir ota anlatırdım hep onu, anlatırken de elbette ondan "ben" diye bahsederdim...